Gündem Kıbrıs Özel Haber
Bir bayramı daha karşılarken, herkes eski bayramları da anımsıyor. “Nerede o eski bayramlar?” dediğimiz bu günlerde, Kuzey Kıbrıs’ın tanınmış simalarından Bülent Günkut, çocukluğunun bayramlarını Gündem Kıbrıs’a anlattı.
“Kurban Bayramı Hala Sultan bayramıydı. Hala Sultan Tekkesi’ni ve Ümmü Haram’ın kabrini ziyaret etmekle bezenmişti”
Günkut, “Uzun yıllar önce bayram denince okul öncesi zamanlar akıllara geliyor. İlk 5 yaşımın bayramlarında sevgi, saygı ve hoşgörü ile yoğurulan bir toplumda, küçük Kıbrıslı Türk kantonlarımızda yaşadığım bayramlar aklıma geliyor. Oradaki komşularla bayramlaşma, onlarla beraber bayrama hazırlanma ve orada bir bayram davetine katılmak aklıma geliyor. Çocukların o güne mahsus yeni giysiler edinerek o bayrama uyanması ve kabristanlığa yapılan ziyaretler aklıma geliyor” diyerek çocukluğunun bayramlarından kalan anılarını sıraladı.
Çocukluğundaki Kurban Bayramı hazırlıkları hakkında konuşan Günkut, “Larnakalı olduğum için, Kurban Bayramı Hala Sultan bayramıydı. Hala Sultan Tekkesi’ni ve Ümmü Haram’ın kabrini ziyaret etmekle bezenmişti. Bayramın 2. Ve 3. Günleri bütün adadaki yılın belli zamanları görebildiğimiz diğer Kıbrıslı Türklerin gelmesiydi. Benim Kurban Bayramlarım Hala Sultan’a gidişti. Orada büyüklerimizin ziyaretleri, duaları, ibadetleriydi. Bizim çocuklarınsa çevredeki göremediğimiz arkadaşlarımızla kaynaşma günümüzdü” diyerek o günlerin çok güzel olduğun söyledi.
Günkut, bayram hazırlıklarını anlattı…
Bayram sabahlarının nasıl başladığını da anlatan Günkut, “Bayram sabahları Müslüman bir toplum olduğumuz için ada Türklerinde mutlaka bir cami ibadeti vardı. Özellikle baba olan, evde erkeği olan ailelerde o bayram ibadeti için camiye gidilirdi. Ben o açıdan biraz buruk bir nostajideyim. Hiç baba görmedim. Baba yüzü bilemedim. Ben 13 aylıkken babam bir trafik kazasında rahmetli oldu. O nedenle de bir ananem bir annem olmak üzere beni hep 2 ana büyüttü. Dolayısıyla bizim evimizde erkek çocuğunun bayram sabahı camiye götürülmesi ya komşu büyük dayı ve abilerle yaşadım. Ya da tamamen evde sabah bayram namazsız, ama evde bayramlıkları giyinip kuşanıp bayram namazından sonra gelecekleri bayramlaşmak için bekledim” dedi.
Eskiden Kıbrıs’ta yapılan bayram hazırlıkları hakkında da konuşan Günkut, “Eskiden bayram hazırlıkları çok önceden başlardı. Çünkü ailelerin sosyal yapılanmaları ve sosyal dokularına göre, haftalıkçı ya da aylıkçı, esnaf ya da zanaatkâr olmasına göre, o bayram ayına maddi manevi hazırlıklar yapılırdı. Birkaç ay önceden yeni bir kıyafet alınıp dikilecekse onun hazırlıkları yapılırdı. Ayakkabı alınacaksa onun hazırlıkları yapılır ve ona göre kasabanın ayakkabıcısından belirlenen ayakkabıyı hedeflemek ve onun parasını şilin usulü biriktirmek gerekirdi. Bu hazırlıklarla başlanırdı ve maddi manevi bayram sabahına uygun hazırlıklar yapılırdı. Çünkü o dönem bayramlarda herkes evladına yeni bir gömlek olsun giydirmek, yeni bir çift ayakkabı ile o bayram sabahına o manevi huzurla uyunmasını sağlamak isterdi” dedi.
“1960’lı yıllarda hali vakti yerinde olan esnaf ve iş insanlarının evlerinde kurban kesilirdi”
Eski dönemlerdeki kurban kesimi ve kurban paylaşımı hakkında da bilgi veren Günkut, “Kurbanın vecibelerinden olan, borcu harcı olmayanın, maddi durumu iyi olan eşrafın yapacağı bir iş olduğu için, 1960’lı yıllarda hali vakti yerinde olan esnaf ve iş insanlarının evlerinde kurban kesilirdi. Bu kurbanlar da en az 7 kapı olmak üzere komşulara dağıtılmasıyla yapılırdı. Kurban kesimleri birinci gün olurdu ve bayram namazından sonra başlayan kurban kesimleri ve dağıtım aşamaları yapılırdı. Kurban geldiğinde sevinirdik. Güzel anılardı. Daha sonra büyüklerle bayramlaşır ve uzak yerlerdeki akrabalarımızı ziyaret ederdik. Annemiz bizi Lefkoşa Kaymaklı’ya zor şartlarda getirirdi. O dönem 63 olayları da olduğu için Mağusa Kapısı dediğimiz yerde yoklamalı olarak Türk bölgesine geçerdik. Oradan da yaya olarak Küçükkaymaklı’ya babaannelerimizle bayramlaşmaya giderdik. Bayramlar o dönem çok hareketli geçerdi” dedi.
“Yılda bir, bayramdan bayrama gördüğümüz büyüklerimizi görmenin coşkusunu yaşardık”
O dönemki bayram ziyaretlerinin çok güzel olduğunu söyleyen Günkut, “O dönemde bayram ziyaretleri çok güzel olurdu çünkü yılda bir, bayramdan bayrama gördüğümüz büyüklerimizi görmenin coşkusunu yaşardık. Onları görmek, bir yıl sonra nasıl değiştiklerini gözlemlemek güzeldi. Aramızdan ayrılan, vefat eden, büyüyen, doğum yapan kişileri görürdük ve bu sayede de tanıdıklarımızın sosyal yapılarını izlemek ve takip etmek duygularını, bugünlere bizi hazırlayan o geniş gözlemleri hazırlayan günlerdi” ifadelerini kullandı.
“Eski komşuluklar ve eski dostluklar akrabadan öteydi”
Eski bayramlardaki komşuluk ilişkilerini de aktaran Günkut, “Belki ağır gelecek ancak acı bir gerçek var ki, nerede o eski komşular demekte insanlar çok haklı. Ev alma komşu al diyen atasözleri bile eskilerde kaldı. Eski komşuluklar ve eski dostluklar akrabadan öteydi. Ben 72 yıllık yaşamımın 20 yılını Güney’deki o Türk kanton bölgesinde aynı sokakta 2 farklı evde geçirdim. 52 yıl oldu ve ben nerede o eski komşuluklar diyorum. Örneğim komşuda pişer bize düşeri, kokusu var yemek kültürü ve dağıtımını, sevincine ve acısına ortak olmasını, bir evde cenaze olduğunda 40 gün şarkı açılmadığı, televizyonun sesinin yükseltilmediği zamanları gördüm. 74’e kadar böyle bir Kıbrıslılık vardı” dedi.
“Taksim sahasındaki, Çağlayan’ın çukurundaki unutulmaz bayram yeri tarihi Kıbrıs Türk anekdotlarındandır”
Bayramlarda panayırlar kurulduğunu da anımsatan Günkut, “Bayramlarda panayırlar kurulurdu. Bayram yeri adı verilen, geniş alanlar vardı. O yıllarda Cıncırak kültürü vardı. Küçük dönme dolaplar, kuğular, kazlar, atlar, çarpışan arabalar kurulurdu. Onlara çocukları götürmek ve o bayram coşkusunu yaşatmak gerekirdi. Lefkoşa’ya “Şeher” denirdir. Ve şehere gelmek, Taksim sahasındaki, Çağlayan’ın çukurundaki unutulmaz bayram yeri tarihi Kıbrıs Türk anekdotlarındandır” ifadelerini kullandı.
“Larnakalalıların nohutlu pilavı ile bulli dediğimiz, güzel kızartılmış bir köy tavuğuyla güzel bir yemek yapılırdı”
Bayram yemekleri ve bayram sofralarının nasıl olduğunu da anlatan Günkut, “Bayramlarda ben biraz bölgeciyim. Larnakalalıların nohutlu pilavı ile bulli dediğimiz, güzel kızartılmış bir köy tavuğuyla güzel bir yemek yapılırdı. Ya da fırında patates kebabı yapılırdı. Eğer kurbanlık gelmişse o etlerle fırın patates yapılırdı. Bir de keyfe göre molehiya yapılırdı. Bunlar Larnakalıların bayram lezzetlerinin değişmezleriydi. Diğer yandan etli dolmalar da çok yaygındı. O dönem bir düğün olduğunda bölge kadınları imece usulüyle dolmayı gece hazırlayıp ertesi gün düğün yemeğine hazırlarlardı” dedi.
Bayram tatlılarında ise Larnaka’nın değişmez lezzetinin kadayıf tatlısı olduğunu söyleyen Günkut, “Değişmez lezzetimiz kadayıftı. Bir de Larnaka’da Acuva dediğimiz pişmiş hurmanın irmikle yapılan bir tatlısı vardı. Diğer yandan güllaç da çok yaygındı” dedi.
“Kaybolan kitaplar dolusu çok geleneğimiz var”
Geçmiş bayramlardan bu yana kaybolan gelenekler hakkında da konuşan Günkut, “Bana göre kaybolan kitaplar dolusu çok geleneğimiz var. Öncelikle gelenek ve göreneklerimizi belki biz büyükler de evlatlarımıza yeterince veremedik. Belki de onlar çağın getirdiklerinden dolayı öğrenmek istemedi. Birçok değerimizi yitirdik, birçok değerimizi kaybetmek üzereyiz. Bunlardan bir tanesi de bayram, bayram ziyaretleri ve el öpmelerdir. Ramazan bayramlarının alkolsüz geçirilmesi tamamen ortadan kalktı. Ramazan bayramında şimdiki gençler bir ay için alkol içmeme zahmetine girmiyorlar. Bir öğretmen olarak bu benim üzüntülerimdendir. Dini vecibelerimizi bir kenara bıraktım, manevi gelenek ve göreneklerde de çok vazgeçilen ve itilen değerler vardır. Büyüklerin önünde oturma, kalkma, saygı disiplininde ayakların üst üste atılması gibi hareket ve davranışlarda da çok farklılıklar var. Belki geç kalmadık dersek 2026’dan itibaren kalan ve yitirilen değerler olarak biraz halk evi çalışmaları gibi toplumu da bilinçlendirmek için halk bilimi çalışmaları yapmamız gerekir diye düşünüyorum” ifadelerini kullandı.
“Bayramlar yurtdışına kaçış turizmi oldu”
Günümüz bayramlarında eski bayramlaşmaların kalmadığını söyleyen Günkut, “Bayramlar 2000’li yıllarda tatil olarak algılanıyor. Maddi güçlerine göre kim bulunduğu noktadan başka bir yere gidebilmek gailesi ile yaşanan günler oluyor. Bir yıl başlarken herkes önüne bir takvim açıyor ve bayramda nereye gideceğine bakıyor. Dolayısıyla bayramın o manevi hazzını yaşamak isteyen büyüklerimize de haksızlık ediyoruz. Bayram tatildir, bir yere gitme turizmi oldu. bayramı bence kendi iç turizm olarak değerlendirmeli, Kuzey’de ve Güney’de bilmediğimiz yerlere gitmeliyiz. Ancak bayramlar yurtdışına kaçış turizmi oldu” dedi.
“Bütün gençlere tavsiyem, her bayramı sevdiklerimizle bu son bayramımızdır diye görsünler. Çünkü giden gelmiyor”
Unutulmaz bir bayram anısını da anlatan Günkut, “Bütün bayramlarımı anımsadım. Çocukluğum, gençliğim ve evliliğim döneminde geçirdiğim bayramlarımı ayırmak istemiyorum. Ama yarının geleceği çocuklarımıza söylemek istediğim, anne, baba, kardeş ve akrabalarını, komşularını hep gelecek bayram yok gibi sevsinler. Çünkü bugün varız, yarın yokuz. Bütün yolculuklar sevmekle başlar. Bütün gençlere tavsiyem, her bayramı sevdiklerimizle bu son bayramımızdır diye görsünler. Çünkü giden gelmiyor” ifadelerini kullandı.
Konuşmasının sonunda Günkut, “Bir bayram tadında içimden gelenleri deneyimlerim ve yaşanmışlıklarımla hatırlamak güzeldi. Güllük gülistanlık bir hayatım olmadı. 20 yaşımda, 66 günlük bir esaretin ardından Kuzey’e gelmek ve 52 yıldır da burada yaşadıklarımı hatırladım. Sevin sevilin. Bayram tadında nice yarınlar olsun” diyerek herkesin bayramını kutladı.




