Dünya, Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro’nun ABD tarafından yakalanarak ülke dışına çıkarılmasını tartışıyor...
Kimileri buna “hukuk”, kimileri “uluslararası suçla mücadele” diyor...
Güçlü olan hukuku yazar; zayıf olan hukukun hedefi olur…
Bugün Venezuela’da “narkoterörizm” deniliyor, Yarın Kıbrıs’ta “mülkiyet”, Ertesi gün “insan hakları” ya da “AB hukuku” denilebilir…
Araç değişir, hedef değişmez...
…
Kıbrıs’ta bugün fiilen yaşananlar, Venezuela sürecinin düşük yoğunluklu versiyonudur…
Taşınmaz Mal Komisyonu’na yönelik baskılar, Rum tarafının uluslararası yargı mekanizmalarını silah gibi kullanması, Kıbrıs Türk bireylerinin hedef alınması…
Bu süreçler askerî değil ama sonuçları en az askerî müdahale kadar yıkıcı olabilir…
…
Rum yönetimi yıllardır aynı hedef doğrultusunda ilerliyor…
Kıbrıs Türk halkını siyasi özne olmaktan çıkarıp bireysel davalar ve hukuki dosyalar yığınına dönüştürmek…
Bu bir müzakere stratejisi değil, tasfiye stratejisidir…
Amaç açık: Devleti değil, bireyi muhatap alarak Kıbrıs Türk halkının direncini kırmak…
…
Venezuela, BM üyesi, tanınan bir devlet…
Bugün Maduro’nun başına gelenler, Rum tarafının hayal dünyasını genişletmiştir…
Çünkü artık şu tabu yıkılmıştır: “Egemenliğe dokunulmaz”
Rum yönetimi için bu uluslararası baskı artırılabilir, Kıbrıs Türk liderliği ve kurumları hedef hâline getirilebilir, ekonomik ve hukuki kuşatma derinleştirilebilir anlamına geliyor…
Tankla değil…
Mahkeme kararıyla, yaptırımla, seyahat yasağıyla…
Eğer Türkiye’nin gücü ve Türk askeri olmasaydı, bugün okyanus ötesinde yaşananlar yıllar öncesinden Kıbrıs’ta da yaşanacaktı…
1963’ten 1974’e kadar denediler ama başarılı olamadılar…
…
Rum tarafının yıllardır yürüttüğü stratejinin sonunda hedeflenen şey nettir:
İki taraflı siyasi çözüm değil, iki halkın eşitliği değil, Federal ortaklık hiç değil…
Hedef, Kıbrıs Türkleri “hak talep eden halk” olmaktan çıkarıp “dava konusu bireyler” hâline getirerek, “azınlık” statüsüne düşürmek…
…
Karşımızdaki kirli zihniyete karşı tedbirli olmalıyız…
Asıl tehlike gerçekçi olmayan beklentiler, uluslararası sisteme aşırı güven, “bize bir şey olmaz” kolaycılığıdır…
Güç dengesi dışında kalan herkes potansiyel hedeftir…
Bu yazı bir korku senaryosu değil, bir uyarıdır…
Kıbrıs Türk halkı için artık statü meselesi ertelenemez, mülkiyet politikası hafife alınamaz, uluslararası hukuk romantizmiyle siyaset yapılamaz…
Çünkü dünya, kuralların değil çıkarların dünyasıdır…
Şunu da unutmamak gerekir: ABD, sözde enerji ittifakı olan ama reelde bölgenin tek hâkimi olmak için kurulan Güney Kıbrıs, Yunanistan ve İsrail’in en önemli destekçisidir…
…
Bugün Venezuela’da yaşananlar, gelecekte Doğu Akdeniz’de yaşanabileceklerin senaryosu niteliğinde…
Maduro’nun başına gelenler bize şunu net biçimde gösteriyor:
Güçsüzsen haklı olman yetmez…
Devletiyle, kurumlarıyla, ordusuyla ve insanıyla “bir” ve “daha güçlü” olmak için çalışmalıyız…




