Bugün 20 Temmuz...
Kıbrıs Türk halkının varoluş mücadelesinde bir dönüm noktası, özgürlüğe açılan kapı ve güvenli bir geleceğin temellerinin atıldığı tarihi gün…
Ancak her 20 Temmuz öncesinde olduğu gibi bu yıl da Güney Kıbrıs'ta değişmeyen bir senaryo sahnelendi...
Faşist gruplar yine sokaklara döküldü, Yunan bayrakları taşındı, Türk düşmanlığını körükleyen sloganlar atıldı…
Aradan 52 yıl geçmiş olmasına rağmen bazı çevrelerin hâlâ nefret siyaseti üzerinden gelecek inşa etmeye çalışması, aslında kimin geçmişe takılıp kaldığını açıkça gösteriyor…
Daha acı olan ise bu nefretin genç kuşaklara miras bırakılmasıdır...
Barışı konuşması gereken gençler, kin ve düşmanlık sloganlarıyla sokaklara çıkarılıyor…
Sonra da dünyaya "çözüm istiyoruz" mesajı verilmeye çalışılıyor…
Kimse kusura bakmasın; barış isteyenler, provokasyon üretmez. Uzlaşma arayanlar, nefreti örgütlemez…
Bugün kutladığımız 20 Temmuz, Rum tarafının yıllardır anlatmaya çalıştığı gibi bir "işgal" değil; Kıbrıs Türk halkının can güvenliğine kavuştuğu, katliam korkusunun sona erdiği ve kendi geleceğini tayin etme hakkını kazandığı tarihtir…
İşte hazmedilemeyen gerçek de tam olarak budur…
…
Bu atmosferde Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres'in neredeyse 17 yılın ardından ve görev süresi sona ermeden önce adaya yapacağı ziyaret elbette dikkat çekiyor…
Ancak artık Kıbrıs konusunda gerçekçi olmanın zamanı gelmiştir…
Yarım asırdır aynı senaryo tekrar ediyor. Genel sekreterler değişiyor, özel temsilciler geliyor, konferanslar düzenleniyor, yeni yol haritaları hazırlanıyor…
Sonuç ise hiç değişmiyor. Çünkü sorun yöntem değil, zihniyettir…
Rum liderliği, Kıbrıs Türk halkını eşit egemen bir taraf olarak kabul etmediği sürece hiçbir müzakere başarıya ulaşmayacaktır…
Federasyon masalı onlarca kez denendi ve her seferinde duvara çarptı…
Aynı başarısız formülü yeniden pazarlamanın kimseye faydası yoktur…
Bugün adanın gerçeği ortadadır; İki halk vardır. İki demokrasi vardır. İki ayrı devlet yapısı fiilen yaşamaktadır…
Diplomasi, bu gerçekleri değiştirmek için değil, bu gerçekler üzerine kalıcı bir uzlaşı inşa etmek için kullanılmalıdır…
…
Antonio Guterres'in ziyareti büyük ihtimalle yeni fotoğraf kareleri, diplomatik açıklamalar ve temennilerle tamamlanacaktır…
Ancak adadaki siyasi gerçeklik değişmeden yeni bir çözüm çıkmasını beklemek, geçmişin başarısızlıklarını yeniden üretmekten başka bir anlam taşımamaktadır…
Bugün 20 Temmuz'un yıldönümünde verilmesi gereken en net mesaj şudur: Kıbrıs Türk halkı artık devletinden, egemenliğinden ve güvenliğinden vazgeçmeyecektir…
Adada kalıcı barışın yolu da, hayata geçmesi mümkün olmayan federasyon tezlerinden değil; iki devletin karşılıklı egemen eşitliğini kabul eden, gerçekçi ve sürdürülebilir bir çözüm modelinden geçmektedir…
Gerçeklerle yüzleşmeyenler, tarihle de yüzleşemez…
Ve 20 Temmuz'u hâlâ hazmedemeyenler, barışın ne anlama geldiğini de hiçbir zaman anlayamaz…




