KIBRIS

Demokrasi Maskesi, Küresel Kuşatma: İsrail-İran Savaşı ve Kıbrıs’ın Stratejik Konumu

Bahar Sancar yazdı...

Tarih boyunca ABD’nin müdahale ettiği hiçbir coğrafya kalıcı istikrara kavuşmadı…

Irak, Libya, Afganistan… “Demokrasi” söylemiyle başlayan her süreç, uzun vadede ya iç savaşla ya da parçalanmış devlet yapılarıyla sonuçlandı…

“Arap Baharı” sürecinin Orta Doğu’da açtığı fay hattı hâlâ kapanmış değil…

Bugün İran’da yaşananlar da bu tarihsel çizginin dışında değildir…

Hamaney’in ölümü bazı kesimlerce “rejimin sonu” olarak alkışlanabilir. Ancak İran’ı bekleyen tablo bir özgürlük rüzgârı değil, uzun süreli bir güç boşluğu, ekonomik daralma ve bölgesel istikrarsızlık olacaktır…

ABD müdahalesiyle İran’a gelecek olan şey “demokrasi” değil; demokrasi ambalajına sarılmış, ekonomik ve stratejik bağımlılık üreten bir yeni manda düzenidir…

Hürmüz Boğazı dünya petrol ticaretinin yaklaşık beşte birinin geçtiği hayati bir hattır…

O nedenle de ABD’nin temel stratejik hesabı askeri değil, ekonomiktir…

Hürmüz Boğazı’nın kapanması petrol fiyatlarını astronomik rakamlara ulaştırır, küresel enflasyonu artırır, enerjiye bağımlı ekonomileri sarsar…

Peki, bu durum en fazla kimi etkiler?

Enerji bağımlılığı yüksek olan Çin’i…

Dolayısıyla hedef yalnızca İran değil; küresel güç dengelerinde Çin’in ekonomik hareket alanını daraltma stratejisidir...

İran dosyası, ABD açısından daha büyük bir küresel ticaret hamlesidir…

Kıbrıs ise sıradan bir ada değildir…

Orta Doğu’ya 1 saatlik uçuş mesafesi, Doğu Akdeniz enerji hatlarının kavşak noktası, NATO, İngiltere ve bölgesel güçlerin radar alanı, Ağrotur Üssü ve Dikelya Üssü gibi İngiliz üsleri, ada üzerindeki küresel askeri varlığın en somut göstergesidir…

İran–İsrail gerilimi tırmandığında Kıbrıs’ın adı neden hemen gündeme geliyor?

Çünkü ada, lojistik ve istihbarat açısından kritik bir öneme sahiptir…

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki Türk askeri varlığı, bölgede yaşananlara baktığımızda, bu varlığın neden hayati olduğunu bir kez daha ortaya koymaktadır…

Doğu Akdeniz’de güç dengeleri değişiyor…

Enerji ve ticaret koridorları yeniden şekilleniyor…

Bu ortamda Kıbrıslı Türklerin güvenliği soyut diplomatik metinlere bırakılamaz…

Unutulmamalıdır ki Orta Doğu’daki her güç boşluğu dış müdahaleyi davet eder…

Kıbrıslı Türkler için de mesele ideolojik değil; varoluşsaldır…

İran’da rejim dağılıyor…

İsrail sözde “güvenlik” eksenli bir yayılma stratejisi izliyor…

ABD küresel ticaret denklemini yeniden kurmak istiyor…

Çin ekonomik baskı altında tutulmaya çalışılıyor…

Ve Doğu Akdeniz bu büyük oyunun merkezinde…

Bu savaş belki yarın bitecek ama küresel güç mücadelesi bitmeyecek…

Bu nedenle Kıbrıs’ta mesele sadece diplomasi değil; stratejik gerçekliği doğru okumaktır…

Kıbrıs bu tabloda tarafsız bir ada değildir; jeopolitik bir mihenk taşıdır…

Adanın güvenliği ise Rum tarafının egolu inisiyatifine bırakılamayacak kadar önemlidir…

{ "vars": { "account": "G-2P5695J8JB" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }