Gizem Özgeç yazdı...
Güney Kıbrıs’ta ekrana düşen tablolara bakıyorum ve içimden geçen ilk şey şu... Her şey fazla tanıdık…
DİSİ yine önde, AKEL yine güçlü. Sanki ada aynı fotoğrafı farklı ışıklarla tekrar tekrar çekiyor. Ama Kıbrıs’ta hiçbir fotoğraf gerçekten aynı kalmaz. Çünkü burada siyaset biriken duygularla da şekillenir.
Ve bu seçimde o duygunun adı yavaş yavaş netleşiyor... sertleşme…
Sandıkların neredeyse tamamı açıldığında ortaya çıkan tablo ilk bakışta “hiçbir şey değişmedi” hissi veriyor. DİSİ %27,2 ile 17 sandalyesini koruyor. AKEL %23,9’a çıkmasına rağmen 15 vekilde kalıyor. DİKO %11,3’ten %10 civarına gerileyerek 8 vekile düşüyor. EDEK, DİPA ve Yeşiller Meclis dışında kalıyor. Buna karşılık ALMA %5,8 ile 4 vekil, Fidias çizgisindeki Doğrudan Demokrasi ise %5,4 ile 4 vekil çıkararak Meclis’e giriyor. Ve ELAM… %6,8’den yaklaşık %10,9’a yükselerek 8 vekile ulaşıyor.
Yani tablo aslında çok net... Merkez yerinde duruyor, ama kenarlar büyüyor.
ELAM’ın yükselişi burada ayrı bir yere oturuyor. Bunu sadece “aşırı sağ yükseldi” diye anlatmak kolay ama eksik. Evet, sert bir ideolojik hattı var; göçmen karşıtlığı, Türk düşmanlığı ve milliyetçi söylem üzerinden büyüyen bir yapıdan söz ediyoruz. Bunu görmezden gelmek ya da yumuşatmak mümkün değil.
Ama aynı zamanda şunu da görmek gerekiyor...ELAM’a giden oyların tamamı aynı yerden gelmiyor.
Bir kısmı bu sert ideolojik hatta yakın. Ama bir kısmı ise bambaşka bir yerden geliyor; sisteme kırgın, hükümete öfkeli, ekonomik olarak sıkışmış ve “hiçbir şey değişmiyor” duygusuna tutunan seçmenlerden. Yani ELAM, aynı zamanda biriken bir ruh halinin adı.
Ve bu ayrım önemli.Kıbrıs sorunu elbette bu tablonun merkezinde duruyor. Ama her şeyi sadece “çözüm meselesi” diye okumak artık yeterli değil. Bu seçim aynı zamanda içerideki sıkışmayı, ekonomik baskıyı ve merkez partilere duyulan güvenin zayıflamasını da gösteriyor.
Bir başka dikkat çekici nokta da şu: Eskiden merkez siyasetin içinde daha örtük duran milliyetçi ve retçi damar, bugün daha görünür ve daha sert bir dile dönüşmüş durumda.
Bu yüzden ELAM’ın yükselişi bir sonuçtan çok bir işaret gibi okunmalı.
Peki bu tablo bize ne söylüyor?
En sade haliyle şu: Kıbrıs siyaseti artık tek merkezli bir denge değil. Merkez hala orada ama etrafı genişliyor, sertleşiyor ve parçalanıyor.
ELAM tam da bu boşlukta büyüyor.
Kuzey Kıbrıs’ta yapılan ilk değerlendirmeler de bunu doğrular nitelikte. Bu seçim sadece Güney’in iç dengesi değil, Kıbrıs meselesinin genel ikliminin daha sert, daha ayrışmış ve daha az çözüm odaklı bir yere doğru kaydığını ispatlıyor.Merkez partiler yerini korusa da, toplumun altındaki fay hattı oldukça hareketli.
Ve belki de en kritik nokta şu... Bazı yükselişler, siyasetin dilinin artık geri dönülmez biçimde değiştiğini gösterir. Daha keskin, daha sabırsız, daha öfkeli bir dil…
Ve bazen en büyük kırılmalar tam da böyle başlar. Sessizce. Ve kimse “başladı” demeden…