Doğuş ENGİN Yazdı...
Aşırı açıklama, kişinin basitçe ifade edebileceği bir düşünceyi, kararı ya da sınırı gereğinden fazla detaylandırmasıdır.
Bu durum çoğu zaman iletişimi güçlendirmek için yapılır; ancak paradoksal biçimde güveni azaltabilir.
Günlük hayatta sıkça rastlarız: Bir toplantıda söylenen tek bir cümleyi eve gidince defalarca kafada oynatmak, bir mesaj attıktan sonra uzun ek açıklamalar yapmak ya da “hayır” derken uzun savunmalara girmek…
Bunların ortak noktası, yanlış anlaşılma ve reddedilme kaygısıdır.
Aşırı açıklamanın etkileri yalnızca bireyin iç dünyasıyla sınırlı değildir; sosyal ilişkilerde de belirgin sonuçlar doğurur. Sürekli kendini izah eden birey, zamanla kendi ihtiyaç ve sınırlarını geri plana atarak karşı tarafın beklentilerine göre şekillenmeye başlar. Bu durum özellikle iş yaşamında, “fazla uyum sağlayan ama az talep eden” bir rolün yerleşmesine neden olabilir. Uzun vadede bu rol, tükenmişlik ve değersizlik hissini besler.
Sosyal psikoloji alanındaki çalışmalar, aşırı açıklamanın ilişkilerde güç dengesini fark edilmeden bozabildiğini göstermektedir. Kişi ne kadar çok savunma yaparsa, karşı taraf o kadar çok gerekçe talep etmeye alışır. Böylece açıklama, iletişimi kolaylaştıran bir araç olmaktan çıkıp, bireyin kendini kanıtlamak zorunda hissettiği bir döngüye dönüşür.
Nörobilimsel açıdan bakıldığında ise bu davranış, beynin tehdit algısıyla ilişkilidir. Eleştirilme veya reddedilme ihtimali, amigdala üzerinden “tehlike” sinyali yaratır. Bu durumda birey sakin ve net ifade yerine, kendini güvenceye almak için fazla detaylandırmaya yönelir. Oysa araştırmalar, net ve kısa ifadelerin karşı tarafta daha yüksek güven algısı oluşturduğunu ortaya koymaktadır. Psikoloji literatürü aşırı açıklamayı, kaygı temelli bir güvenlik davranışı olarak ele alır.
Bu nedenle aşırı açıklamayı azaltmak, sadece iletişim becerisi değil; aynı zamanda psikolojik dayanıklılık geliştirmektir. Netlik, bireyin kendine verdiği şu mesajla başlar: “Düşüncem geçerli ve savunma gerektirmiyor.
Baumeister ve Leary (1995), aidiyet ihtiyacının insan davranışlarını güçlü biçimde yönlendirdiğini belirtir.
Kişi kabul görme ihtiyacı arttıkça, kendini açıklayarak güvence arar.
İletişim psikolojisi alanındaki çalışmalar ise kısa ve net ifadelerin karşı tarafta daha fazla güven yarattığını göstermektedir.
Bernstein (2018), aşırı açıklamanın bireyi daha az yetkin ve daha kararsız algılanabilir kıldığını vurgular.
Psikodinamik açıdan bakıldığında bu davranış, çocuklukta yoğun eleştiri, sık düzeltilme ya da duygusal olarak yeterince görülmeme deneyimlerinden kaynaklanabilir. Zihin şunu öğrenir: “Net olursam yanlış yaparım; detaylandırırsam güvende olurum.”
Oysa sağlıklı iletişim, açıklamayı değil sınırı merkeze alır. Açıklama, talep edildiğinde derinleşmelidir.
Aksi halde kişi farkında olmadan kendini küçülten bir konuma yerleştirir.
Sonuç olarak aşırı açıklama bir kişilik özelliği değil, öğrenilmiş bir başa çıkma stratejisidir.
Fark edildiğinde ve düzenlendiğinde hem özgüveni hem de iletişim kalitesini belirgin biçimde artırır.