DOĞUŞ ENGİN YAZDI…
Toplumda “güçlü insan” olmak çoğu zaman övgüyle karşılanır. Her koşulda ayakta duran, duygularını belli etmeyen, kimseye yük olmayan bireyler takdir edilir. Oysa psikoloji bize şunu hatırlatır: Sürekli güçlü görünme çabası, her zaman bir başarı değil; çoğu zaman öğrenilmiş bir savunma biçimidir.
Bazı insanlar erken yaşlarda şu mesajları içselleştirir: “Duygu gösterirsem kırılırım. Yardım istersem yük olurum. Ağlarsam zayıf görünürüm.” Bu inançlar, kişiyi duyguları bastırmaya ve “iyim” maskesini taşımaya iter. Dışarıdan bakıldığında kontrol sahibi ve dayanıklı görünür; fakat içeride taşınan yük büyür. Bastırılan duygu kaybolmaz; birikir, bedene ve ilişkilere sızar.
Duygu düzenleme alanındaki çalışmalar, bastırmanın kısa vadede işe yarıyor gibi görünse de uzun vadede bedeli olduğunu gösterir. Gross’un (1998) modeli, duyguyu bastırmanın fizyolojik uyarılmayı artırabildiğini ve kişinin gerçek ihtiyacını görünmez kılabildiğini vurgular. Stres araştırmaları da kronik yük altında kalan bireylerde tahammülsüzlük, uyku sorunları ve tükenmişliğin sıklaştığını gösterir.
Günlük hayatta bunu “herkesi toparlayan ama kendini asla anlatmayan” kişilerde görürüz. Her arayana yetişir, herkesin derdini çözer, fakat kendi kırılganlığını paylaşmaz. Zamanla içe kapanma, ani öfke patlamaları ya da duygusal donukluk ortaya çıkabilir. Çünkü insan, tek başına sürekli güçlü kalmak için yaratılmamıştır.
Gerçek güç, hiç düşmemek değildir. Psikolojik sağlamlık; zorlanmayı inkâr etmek değil, onu kabul edip uygun destekle yeniden dengeye gelebilmektir. Sosyal destek üzerine bulgular, güvenilen birine açılmanın stres tepkisini azaltabildiğini ve iyilik halini güçlendirdiğini göstermektedir.
Bu savunma çoğu zaman “mükemmel olmalıyım” düşüncesiyle de beslenir. Hata yapmaktan korkan kişi, yardım istemeyi bir “eksiklik” gibi algılar ve her şeyi kendi başına çözmeye çalışır. Oysa güçlü ilişkiler, sadece başarıyı değil, zor anları da paylaşabilmeyi içerir. Duyguyu paylaşmak, karşı tarafa yük olmak değil; bağ kurmanın insani bir yoludur.
Daha sağlıklı bir denge için küçük adımlar yeterlidir: Önce duyguyu adlandırmak (“Şu an kaygılıyım/yoruldum”), sonra güvenilen bir kişiye tek bir cümleyle açılmak (“Bugün zorlandım”), ardından sınır koymak (“Şu an dinlenmem gerekiyor”). Bu adımlar, duyguyu bastırmak yerine düzenlemeyi öğretir. Zorlanma uzun sürüyor, işlevsellik düşüyor ya da bedensel belirtiler artıyorsa profesyonel destek almak da güçlenmenin bir parçasıdır.
Unutmayalım: Güç, tek başına dayanmak değil; doğru zamanda durabilmek, “hayır” diyebilmek ve kendine şefkat gösterebilmektir. Herkesin güçlü göründüğü bir dünyada, kırılganlığını dürüstçe ifade etmek çoğu zaman en cesur davranıştır. Çünkü gerçek dayanıklılık, duyguları saklamakla değil, onları güvenle taşıyacak yollar bulmakla gelişir. Ve bu öğrenilebilir. Herkeste.
Bazen “iyiyim” demek yerine “zorlanıyorum” diyebilmek, iyileşmenin başladığı yerdir. Duyguyla kalmak, yardımı hak ettiğini hatırlamak ve sınır koyabilmek; güçlü görünmekten daha koruyucudur.
Söz: “Güç, duygusuzluk değil; duyguyla kalabilmektir.”