Gizem Özgeç yazdı...

Bazı insanlar vardır...
Bir ortama girdiklerinde fark edilmemeleri mümkün değildir.
Sesleriyle...
Kahkahalarıyla...
Öfkeleriyle...
Enerjileriyle...
Hikayeleriyle...
Bulundukları her yere kendilerinden bir iz bırakırlar.
Bilbay öyle biriydi.
Şimdi onun ardından yazı yazmak, bir insanı anlatmaya çalışmaktan çok daha fazlası.
Çünkü Bilbay kendine has bir karakterdi.
Hem de rengarenk, gürültülü, yorucu, eğlenceli, inatçı, hırslı, merhametli ve unutulmaz bir karakter...
Bazı insanlar sessizce gelir, sessizce gider.
Bilbay öyle değildi.
Yaşadığı her yere ağırlığını koyardı.
Girdiği ortamın enerjisini değiştirirdi.
Bazen kızardınız ona...
Bazen gülerdiniz...
Bazen yorulurdunuz...
Ama asla kayıtsız kalamazdınız.
Çünkü Bilbay'ın olduğu yerde hayat vardı.
Onunla ilk tanıştığım günü hiç unutmadım.
Yıl 2005...
Kıbrıs Gazetesi'nde genç bir muhabirim.
İstanbul'a günübirlik bir görev için gideceğim.
Yazı İşleri Müdürümüz Başaran Düzgün, "Sabah seni Bilbay alacak" dedi.
Bilbay'ı tanımıyordum.
Ama hayat bazen insanları öyle tanıştırır ki, bir daha unutamazsınız.
Bizim ilk tanışmamız bir trafik kazasıyla oldu.
Evet...
Bilbay'ın dillere destan trafik kazalarından biriyle...
Araba takla attı.
İlk kez karşılaştığım adamla birkaç saat sonra kendimizi yol kenarında, tozun toprağın içinde bulduk.
Sonra ne yaptık?
Aracı Ercan Havalimanı'nda bırakıp İstanbul'a uçtuk.
Bugün dönüp baktığımda düşünüyorum...
Aslında Bilbay'ın hayatı biraz da böyleydi.
Ne olursa olsun devam eden bir hayat.
Düştüğünde yerden kalkmayı bilen bir adamdı.
Hayat ona ne çıkarırsa çıkarsın, pes etmeyenlerdendi.
Sonra yıllar geçti.
Gazetecilik bizi tekrar tekrar aynı masaların etrafında buluşturdu.
Birlikte gazeteler kurduk.
Birlikte hayaller kurduk.
Birlikte sabahladık.
Birlikte manşet kovaladık.
Haberci Gazetesi'nin kuruluş sürecinde de birlikteydik.
Sonra Gıynık'ta...
Gazeteciliğin o çılgın temposunu yaşayanlar bilir.
Bitmeyen telefonlar...
Yetişmeyen sayfalar...
Sabaha kadar süren tartışmalar...
Son dakika haberleri...
Ve bütün o kaosun tam ortasında Bilbay...
Bir eli hep telefonda...
Aklı beş farklı yerde...
Kalbi ise sevdiklerinde...
Bilbay'ın dışarıdan görünen tarafı sertti.
İri cüssesi ve keskin çıkışları vardı.
Ama onu gerçekten tanıyanlar başka bir Bilbay bilirdi.
Çünkü o kocaman bedenin içinde şaşırtıcı derecede hassas bir kalp taşırdı.
Öfkesini bile farklı yaşardı.
Kızardı...
Ama çoğu zaman gülerek kızardı.
Gülerek küfrederdi.
Gülerek sitem ederdi.
Gülerek öfkesini saklardı.
İnsan bazen onun gerçekten sinirli mi yoksa şaka mı yaptığını anlamakta zorlanırdı.
Çünkü duygularını sertliğin arkasına gizlemeyi öğrenmişti.
Ama o maskenin arkasında çok kırılgan bir adam vardı.
Özellikle ailesi söz konusu olduğunda...
Annesine olan sevgisini görmek yeterdi.
Babasına sahip çıkışını görmek yeterdi.
O zaman bütün o sert görüntü bir anda dağılırdı.
Karşınızda sadece iyi bir evlat kalırdı.
Hayatın bütün sertliğine ve hırslarına rağmen içindeki merhameti koruyabilen adamlardan biriydi.
Bir dönem de bana küstü.
Kurum değiştirdiğimde uzun süre konuşmadık.
Bilbay küstüğünde gerçekten küserdi.
Ama şimdi düşünüyorum da...
O küskünlüğün içinde bile sevgi vardı.
Çünkü değer verdiği insanlardan kolay kolay vazgeçemezdi.
Sonra hayat bana ağır bir sınav çıkardı.
Yaklaşık bir buçuk yıl önce sağlıkla ilgili zor günlerden geçerken...
Bilbay beni yalnız bırakmadı.
Belki her gün yanımda değildi.
Ama hep oradaydı.
Bir mesajla...
Bir telefonla...
Bir dost eliyle...
İnsan zor zamanlarda kimin gerçekten yanında olduğunu unutmaz.
Ben de unutamam.
Bugün ise elimizde sadece anılar kaldı.
Paylaşılan kahkahalar...
Edilen kavgalar...
Yarım kalan sohbetler...
Ve şimdi tarifsiz bir sessizlik...
Biliyor musun Bilbay?
Senin ardından yazmak hiç kolay değil.
Çünkü sen sıradan biri değildin.
Şimdi ses sustu.
O kahkaha sustu.
O telaş sustu. Senden geriye kalan dostluklar, anılar ve izler kolay kolay silinmeyecek.
Bazı insanlar yaşadıkları kadar değil, geride bıraktıkları kadar vardır.
Sen geride çok şey bıraktın dostum.
Çok anı...
Çok hikâye...
Çok iz...
Ve seni seven çok insan...
Bugün senin ardından bakarken içimde tek bir duygu var...
İyi ki tanımışım seni...
İyi ki hayatımın bir döneminde yol arkadaşım olmuşsun...
İyi ki bütün o telaşların, kavgaların, kahkahaların içinde sen de varmışsın...
Hoşçakal Bilbay...
Bu dünyadan bir Bilbay geçti.
Ve onu tanıyan hiç kimse bunu unutmayacak.
Güle güle dostum...
Son kez manşeti sen attın... İçimizden bir parça kopararak...