DOĞUŞ ENGİN YAZDI…

Partneri kaybetme korkusu, birçok insanın ilişkilerinde yoğun şekilde deneyimlediği ancak çoğu zaman adını koyamadığı bir duygudur. İlk bakışta bu durum büyük bir sevginin göstergesi gibi algılanabilir. Oysa psikolojik araştırmalar, bu korkunun çoğu zaman sevgiden değil, terk edilme şeması ve bağlanma kaygısından beslendiğini ortaya koymaktadır.

Bağlanma kuramına göre, özellikle kaygılı bağlanma stiline sahip bireyler ilişkilerinde sürekli bir tehdit algısıyla yaşayabilir. Mikulincer ve Shaver’ın çalışmalarında (2016), bu kişilerin partner davranışlarını daha hassas ve çoğu zaman olumsuz yorumlama eğiliminde olduğu gösterilmiştir. Mesajın geç gelmesi, ses tonundaki küçük bir değişim ya da plan iptali zihinde hızla “Acaba beni artık istemiyor mu?” sorusuna dönüşebilir.

Bu yoğun tepki çoğu zaman bugünkü partnerle ilgili değildir. Geçmişte duygusal ihmal yaşamış, ani bir ayrılıkla karşılaşmış ya da sevgiyi koşullu deneyimlemiş bireylerde beyin, olası kaybı erken fark etmeye programlanmış olabilir. Nörobiyolojik açıdan bakıldığında, belirsizlik durumlarında tehdit algısıyla ilişkili bölgelerin daha hızlı aktive olduğu bilinmektedir. Yani kişi bilinçli olarak abartmıyor olabilir; zihni onu korumaya çalışıyordur.

Günlük hayatta bu durum; sürekli güvence isteme, partneri test etme, sosyal medyada çevrimiçi olup olmadığını kontrol etme ya da “Beni hâlâ seviyor musun?” sorusunu sıkça sorma davranışlarıyla kendini gösterebilir. Simpson ve Rholes’un (2017) araştırmaları, yüksek bağlanma kaygısının ilişkide baskı ve tükenmişlik hissini artırabildiğini ortaya koymuştur. İronik biçimde, kaybetmemek için geliştirilen kontrol davranışları, ilişkinin zayıflamasına neden olabilir.

Sağlıklı sevgi kontrol üzerine değil, güven üzerine kurulur. Gerçek güven; partnerin asla gitmeyeceğinden emin olmak değil, giderse de kişinin kendi psikolojik bütünlüğünü koruyabileceğini bilmektir. “Bıraksa da ayakta kalırım” diyebilmek, sevgisizlik değil, duygusal olgunluk göstergesidir.

Güçlü ilişkiler, iki yarımın birbirine tutunmasıyla değil; iki bütün bireyin bilinçli ve özgür seçimiyle kurulur. Kaybetme korkusunu azaltmanın yolu, partneri kontrol etmekten değil, kendi benlik değerini güçlendirmekten geçer.