Karakuş Öz yazdı...
Bir çocuğun en büyük korkusu ne olabilir?
Sınavları mı? Geleceği mi? Yoksa sokakta yürürken bir aracın yanında durup, “Saat kaç?” diye soran yabancı biri mi?
Henüz 15 yaşında bir çocuk… Yoluna devam ederken bir araç yanına yaklaşıyor. Masum görünen bir soru soruluyor. “Saat kaç?” Çocuk, belki de nezaketinden duruyor. Sonrası ise hepimizi düşündürmesi gereken bir tablo… telefonunu çalmak isteniyor, çocuk direnince onu sürüklüyorlar…
Bu olay sadece bir gasp girişimi değildir. Bu, çocukların güven duygusuna vurulan büyük bir darbedir. Artık çocuklarımıza “Yabancılarla konuşmayın.” demek yetmiyor. Çünkü kötülük, kendini masum bir sorunun arkasına gizleyebiliyor. Bir “Saat kaç?” sorusu, birkaç saniye içinde bir kabusa nasıl döndüğünü gördük.
Bir toplumun gerçek aynası, çocuklarının sokakta ne kadar güvende olduğudur. Eğer 15 yaşındaki bir çocuk gündüz vakti bile korkuyla eve dönüyorsa, hepimizin oturup düşünmesi gerekir. Çünkü çalınacak olana sadece bir telefon değil , kaybedilen çocukların sokakta özgürce yürüyebilme hakkıdır.
Elbette güvenlik güçlerinin zanlıları yakalaması önemlidir. Hukukun işlemesi gerekir ve yargı, deliller doğrultusunda kararını verir her zaman. Ancak mesele burada bitmiyor bence. Bu olayın ardından mesela ben şunu soruyorum. Başka çocukların da aynı korkuyu yaşamaması için ne yapılacak? Ne yapacaksınız?
Ailelere, okullara ve yetkililere büyük sorumluluk düşüyor. Çocuklara yalnızca ders değil, sokakta karşılaşabilecekleri riskleri de öğretmek zorundayız. Aynı zamanda sokakların gerçekten güvenli olmasını sağlamak da devletin en temel görevlerinden biridir.
İşte bu yüzden bu olay, sıradan bir adli vaka olarak görülmemelidir. Çocuklara uzanan her kötü niyetli el, toplumun vicdanına uzanmış demektir. O vicdanı korumanın yolu ise güçlü bir hukuk, etkili güvenlik önlemleri ve çocukların korkmadan yaşayabildiği bir gelecek inşa etmektir.
ÇOCUKLARIMIZ , VATANDAŞLARIMIZ SOKAKTA GÜVENLİ BİR ŞEKİLDE, YAŞAYABİLMELİDİR.