Karakuş Öz yazdı...
“Galeriyi kurşunladı, simit yerken yakalandı.” Bir haber cümlesi bu. Kuru, kısa, sıradan. Ama içinde bir toplumun çöküşünü taşıyor.
Bir çocuk…
Elinde silah var.
Bir iş yerine ateş ediyor.
Sonra belinde iki tabanca ile simit yiyorken yakalanıyor. Ve biz buna bakıp “Çocuk işte” diyoruz. Hayır. Bu “çocukluk” değil. Bu, bir çocuğun nasıl bu hale getirildiğinin fotoğrafıdır.
SİLAH ÇOCUKLARIN ELİNE NASIL GEÇİYOR?
Asıl soru budur.
Bir çocuğun eline silah geçmesi tek başına bir suç değildir; onlarca suçun sonucudur. Ruhsatsız silah ticareti, denetimsizlik, organize suç yapıları, aile ihmali, okuldan kopuş, yoksulluk, sosyal çürüme…
Ama biz zincirin en zayıf halkasını yakalayıp rahatlıyoruz. Çocuğu.
Çünkü onu yakalamak kolay. Onu yargılamak kolay. Onu damgalamak kolay.
Ama onu oraya getiren sistemi konuşmak zor. “Çocuk işte” demek, suçu büyütmektir
“Çocuk işte” demek masumiyet değildir; sorumluluktan kaçıştır. “Çocuk işte” demek, çocuğu suça itenlere alan açmaktır.
“Çocuk işte” demek, bir çocuğun hayatının harcanmasını normalleştirmektir.
*O çocuk, birinin mesajını taşıdı mı?
*Birilerinin haraç istemesine köprü mü oldu?
*Birinin gözdağı görevini mi yaptı?
Bilmiyoruz. Ama bildiğimiz bir şey var: O silah onun değildi. O karar onun değildi. O yük onun yaşında taşınacak bir yük değildi.
Asıl suç kimin? Asıl suç, o çocuğu kullananındır. Asıl suç, silahı temin edenindir. Asıl suç, onu korumayanındır.
Asıl suç, bunu bile bile susanındır.
Ve evet… Asıl suç, “Çocuk işte” deyip geçenin de suçudur. Çünkü bu cümleyle biz sadece suçu küçültmüyoruz; felaketi büyütüyoruz.
Bir toplum kendi çocuklarını kaybediyorsa…
Bir ülkede çocuklar simit yerken yakalanacak kadar rahatça silahlı saldırı yapabiliyorsa, orada mesele güvenlik değil, gelecektir. Bu bir adli vaka değil. Bu bir eğitim meselesi değil sadece. Bu bir ahlak meselesi de değil.
Bu bir toplumsal iflas belgesidir.
Ve biz hâlâ başlığı atıyoruz:
“Galeriyi kurşunladı, simit yerken yakalandı.”
OYSA ASIL BAŞLIK ŞU OLMALIDIR
“BİR ÇOCUK DAHA KAYBETTİK”
KARAKUŞ