Tülin Berova yazdı…

1974 Barış Harekâtı yalnızca askeri bir müdahale değil, Kıbrıs Türk halkının yok edilme korkusundan kurtularak yeniden nefes aldığı tarihî bir dönüm noktasıydı. Yıllarca saldırılar, baskılar, ambargolar ve katliamlarla hayatta kalmaya çalışan Kıbrıs Türkü için bu süreç, aynı zamanda varlığını dünyaya ilan ettiği kırılma anı oldu. Beşparmak Dağları’na işlenen dev KKTC bayrağı ile hemen yanındaki “Ne Mutlu Türküm Diyene” yazısı da bu tarihsel hafızanın en güçlü sembollerinden biri hâline geldi.

1980’li yıllarda dağın yamacına taşlarla şekillendirilen, daha sonra kırmızı ve beyaz renklerle belirginleştirilen bayrak yaklaşık 425 metre genişliği ve 250 metre uzunluğuyla dünyanın en büyük dağ bayraklarından biri olarak kabul ediliyor. Yaklaşık 101 bin metrekarelik alanı kaplayan bu sembol, geceleri yapılan ışıklandırmayla Güney Kıbrıs’ın birçok noktasından da açıkça görülebiliyor. Lefkoşa’nın güneyinden bakıldığında Beşparmaklar’daki bayrak, adanın siluetine kazınmış güçlü bir mesaj gibi yükseliyor. Rum tarafındaki rahatsızlığın nedeni de tam olarak budur. Çünkü bu görüntü, Kıbrıs Türkü’nün bu topraklardaki kalıcılığını her gün yeniden hatırlatıyor.

Son dönemde Güney Kıbrıs basınında yeniden gündeme getirilen “bayrak kaldırılsın” çağrıları da tesadüf değildir. Bazı gazetelerde “güven artırıcı önlem” söylemiyle yapılan yorumlar, gerçekte Türk tarafının egemenlik sembollerini tartışmaya açma girişimidir. Oysa güven ortamı, bir halkın millî değerlerini hedef alarak kurulmaz. Karşı tarafın kimliğini görünmez hâle getirmeye çalışmak diplomasi değil, siyasi baskıdır.

Rum siyasi anlayışının yıllardır aynı yöntemle hareket ettiği görülüyor. Önce semboller hedef alınıyor, ardından Türk askerinin varlığı, Türkiye’nin garantörlüğü ve KKTC’nin siyasi iradesi tartışmaya açılıyor. Bugün Beşparmaklar’daki bayraktan rahatsız olan zihniyetin hedefinde aslında Türk milletinin Kıbrıs’taki tarihsel ve siyasi varlığı bulunuyor.

Bu noktada Başbakan Sayın Ünal Üstel’in ortaya koyduğu net tavır da son derece önemlidir. Üstel’in, “Ay yıldızlı bayrağımız sonsuza dek dalgalanacak” sözleri, Türk tarafının bu konudaki kararlılığını açık biçimde göstermektedir. Çünkü Beşparmaklar’daki bayrak ne siyasi pazarlık konusu yapılabilecek sıradan bir semboldür ne de baskılarla tartışmaya açılabilecek geçici bir görüntüdür. O bayrak; verilen mücadelenin, ödenen bedellerin ve egemenlik iradesinin sembolüdür.

Unutulmaması gereken çok önemli bir gerçek vardır. 1963 ile 1974 yılları arasında Kıbrıs Türk halkı büyük acılar yaşadı. Köyler boşaltıldı, siviller katledildi, insanlar yıllarca kuşatma altındaki bölgelerde yaşamaya zorlandı. O dönemi yaşayan insanlar için Beşparmaklar’daki bayrak yalnızca bir sembol değil; güvenin, özgürlüğün ve hayatta kalabilmenin işaretidir. Bu nedenle Rum tarafının kullandığı “işgal sembolü” söylemi, tarihi tek taraflı okumaya çalışan siyasi bir propagandadan öteye gitmemektedir.

KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Tufan Erhürman başta olmak üzere Türk tarafındaki tüm siyasi aktörlerin bu konuda net bir duruş ortaya koyması gerekiyor. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Nikos Hristodulidis veya Rum siyasi çevrelerinden gelecek bu tür taleplerin herhangi bir müzakere konusu hâline gelmesine izin verilmemelidir. Çünkü millî semboller üzerinde pazarlık yapılmaya başlandığı anda mesele yalnızca bir bayrak konusu olmaktan çıkar ve doğrudan egemenlik tartışmasına dönüşür.

Bayraklar yalnızca kumaş ya da boya değildir. Bayraklar milletlerin hafızasıdır. Hafızasını kaybeden toplumlar zamanla kimliğini de kaybeder. Beşparmaklar’daki bayrak da verilen mücadelenin ve Türk milletinin Kıbrıs’taki iradesinin tarihe kazınmış hâlidir.