Tülin Berova yazdı…

Dünyanın birçok ülkesinde ekonomik kriz gündemin üst sıralarında yer alırken, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti de bu süreçten bağımsız değildir. Sınırlı kaynaklara dayanan ekonomik yapı mali disiplini zorunlu kılmakta; kamu maliyesine yönelik tedbirleri kaçınılmaz hale getirmektedir. Böylesi bir dönemde sorumluluk sahibi bir yaklaşım sergilemek tüm kesimlerin ortak görevidir.

Ancak bazı sendikaların sergilediği tutum bu anlayışla bağdaşmamaktadır. Kamu çalışanlarının büyük bölümü sendikalara üyedir ve aidatlar devlet eliyle düzenli biçimde toplanmaktadır. Buna rağmen grev sürecinde üyelerine yönelik mali sorumluluklardan kaçınıldığı yönündeki eleştiriler dikkat çekmektedir. Her gelişmede grev kartının en sert şekilde kullanılması kamu vicdanında soru işaretleri doğurmaktadır.

Hayat pahalılığı gerekçesiyle başlayan eylemler kısa sürede gerilim üreten bir sürece dönüşmüştür. Genel grev çağrıları ve Meclis önünde toplanmalar, nihayetinde Meclis’e yönelen girişimler demokratik sınırların zorlandığını göstermiştir. Küfürlü söylemler, kamu görevlilerine yönelik tavırlar ve kamu malına zarar verme girişimleri sendikal mücadelenin meşruiyetini tartışmalı hale getirmiştir.

Meclis’te yaşananlar kabul edilemezdir. Bu yaklaşım doğrudan halk iradesine yönelmiş bir saygısızlıktır.

Bugün ihtiyaç nettir. Sorumluluk, sağduyu ve kararlılık. Hükümet ekonomiyi ayakta tutmak için adım atıyor, bu adımlara destek verilmelidir. Sendikalar meşru zeminde kalmalı, sokak baskısıyla siyaset dizayn edilmemelidir. Provokasyonlara karşı tek ses, tek duruş şarttır.

Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın eylem alanına inmesi tartışma yaratmıştır. Diyelim ki uzlaşı aramak niyetiyle grevcilerin arasına karıştı; ancak bu durum tarafsızlık ilkesini zedeleyen bir görüntü oluşturmuştur. Bu görüntü sürecin gerilmesine katkı sağlamıştır. “Ben aradan çekildim” açıklaması yapılmış olsa da oluşan algı ortadan kalkmamıştır. Cumhurbaşkanlığı makamı kriz anlarında denge unsuru olmalıdır.

“Seçim tarihi açıklanmazsa grev süresiz devam edecek” söylemi sendikal sınırların aşıldığını göstermektedir. Sendikaların görevi hak savunmaktır; siyasi süreçleri yönlendirmek değildir.

Türkiye ile imzalanan ekonomik iş birliği protokolü mevcut şartlarda hayati önemdedir. Hükümetin adımları ekonomik istikrarı sağlama çabasının parçasıdır. Buna rağmen bir sendika başkanının “gidişleri olsun, dönüşleri olmasın” ifadesi söylemin geldiği noktayı göstermektedir.

Hükümet gerilime rağmen sorumlu bir duruş sergilemiştir. Başbakan Ünal Üstel’in, 13 Nisan Meclis gündemindeki yasa tasarısının bu hafta görüşülmeyeceğini açıklaması tansiyonu düşürmeye yönelik bir adımdır. Buna karşın sendikaların “grevi askıya aldık ama nöbetteyiz” açıklamaları gerilimin sürdüğünü göstermektedir.

Ekonomik gerçekler ortadadır. Kamu bütçesinin büyük bölümü maaşlara gitmektedir. Bu yapının sürdürülebilirliği için mali disiplin şarttır. Sürekli artış baskısı uzun vadede sistemi zorlayacaktır.

Hükümetin mali disiplin politikaları eleştirilebilir; ancak bütçe gerçeklerini yok sayarak çözüm üretilemez. Ekonomik dengeyi korumak geleceği de güvence altına almaktır.

Sendikaların mücadelesi ülkenin ekonomik gerçeklerinden kopuk yürütülemez. Kurumları hedef alan ve gerilimi artıran yaklaşım topluma fayda sağlamamaktadır.

Öte yandan Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nde yaşanan bayrak yakma provokasyonu kabul edilemezdir. Türkiye Cumhuriyeti ve KKTC bayraklarının hedef alınması, Kıbrıs Türk halkının onuruna yönelik açık bir saldırıdır.

Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın bu provokasyonu “medeniyetsizlik” olarak nitelendirerek geç de olsa kınaması önemlidir. Bu tür saldırılar karşısında birlik ve kararlılık şarttır.

Başbakan Ünal Üstel ve Meclis Başkanı Ziya Öztürkler’in ortaya koyduğu tavır devlet duruşunu göstermiştir.

Kıbrıs Türk halkının hakları ve onuru her koşulda korunacaktır.