Tülin Berova yazdı...

Orta Doğu’da derinleşen kriz yalnızca güvenlik boyutuyla sınırlı kalmamakta, ekonomik etkileriyle de bölge ülkelerini doğrudan etkilemektedir. Enerji maliyetlerindeki dalgalanma, tedarik zincirlerinde yaşanan aksaklıklar ve artan gider baskısı, her ülkenin ekonomik dengesini zorlamaktadır. Bu tablo karşısında mali disiplin artık bir tercih değil, zorunlu bir politika alanıdır.

Bu çerçevede 6 Nisan tarihinde Meclis önünde yaşananlar ayrıca değerlendirilmelidir. Ara emri beklentisi karşılık bulmamış, Anayasa Mahkemesi davayı 9 Nisan tarihine bırakmıştır. Bu kararın ardından alandaki tansiyon düşmemiş, aksine yükselen bir seyir izlemiştir.

Sahadaki hareketlilik kısa sürede kontrol dışına çıkmış, hak arayışı görüntüsü yerini güç gösterisine bırakmıştır. Meclis kapısına yönelen kalabalığın tutumu belirli bir eşikten sonra değişmiş, Cumhuriyetçi Türk Partisi milletvekillerinin kitle içine girmesiyle birlikte ortam yatıştırılmamış, tersine yönlendirilmiştir. Yaşananlar canlı yayınlara yansımış, kamuoyu gelişmeleri anbean takip etmiştir. Ortaya çıkan tablo siyasetin etik sınırlarının zorlandığını açık biçimde göstermiştir.

Öte yandan konunun yeniden Meclis Genel Kurulu’na taşınacak olması sürecin kurumsal zeminde ilerlediğine işaret etmektedir. Başbakan Ünal Üstel’in yaklaşımı istikrar ve mali denge arayışının bir yansımasıdır.

Bilinmesi gereken şudur ki, Kıbrıs Türk halkının güvenliği, ekonomik dengesi ve geleceği günübirlik tepkilerle değil, akılcı ve sürdürülebilir politikalarla korunabilir. Bu süreçte sağduyu ve devlet ciddiyeti belirleyici olmaya devam edecektir.

Yaşananları yalnızca güncel bir gerilim olarak görmek eksik kalır. Geçmiş deneyimler toplumsal kırılmaların ne denli ağır sonuçlar doğurabileceğini açıkça göstermiştir. Bu nedenle gelişmeler tarihsel hafıza çerçevesinde ele alınmalıdır.

1 Nisan Kıbrıs Türkü açısından hiçbir zaman sıradan bir tarih olmamıştır. 1955 yılında EOKA terör örgütünün başlattığı saldırılar bir halkın varoluş mücadelesinin başlangıcını oluşturmuştur. Buna karşınRum Yönetimi Başkanı Nikos Hristodulidis’in EOKA’yı yücelten yaklaşımı, ortak gelecek söylemleri ile açık bir çelişki yaratmaktadır.

EOKA’yı meşrulaştıran bir anlayışın barışa katkı sunması mümkün değildir. Egemen eşitlik ve eşit uluslararası statü tarihsel ve siyasal bir zorunluluktur.

6 Nisan saat 16.30’da Nikos Hristodulidis ile Tufan Erhürman arasında yapılacak temasın içeriği dikkatle izlenmelidir. Nikos Hristodulidis’in daha önce dile getirdiği Erenköy’den geçiş açılması yönündeki yaklaşımı gündeme taşıması halinde, buna karşı açık ve tereddütsüz bir tutum ortaya konulması gereklidir. Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman tarafından sergilenecek tavır ve yapılacak açıklama bu açıdan belirleyici olacaktır.

Hulusi Akar’ın ortaya koyduğu kararlı duruş Türkiye’nin garantörlük sorumluluğunu sürdürdüğünü açık biçimde göstermektedir. Güvenlik ve tarihsel haklar konusunda herhangi bir tereddüt söz konusu değildir.

Bu noktada mesele yalnızca bir günün gerilimi değildir. Mesele, devlet ciddiyetinin korunup korunamayacağı ve siyasetin sorumluluk bilinciyle yürütülüp yürütülmeyeceğidir.

Unutulmamalıdır ki, kararlılık yalnız bir duruş değil, bir devlet refleksidir; bu refleks zayıfladığında bedelini yalnız bugün değil, yarın da öderiz.