Karakuş Öz yazdı...

Bugün grev nedeniyle kaç sınavın yapılamadığı, kaç ameliyatın ertelendiği biliyor musun? Rakamlar elbette var . Ama bütün bu sayılar, gerçeğin yalnızca soğuk bir yüzünü gösteriyor. Çünkü o rakamların her biri, yarım kalmış bir eğitim , ertelenmiş bir sağlığın ve görmezden gelinen hakın sayısal göstergesidir.

Bir sınavın ertelenmesi, dışarıdan bakıldığında basit bir organizasyon sorunu gibi görünebilir size ey sayın yetkililer. Oysa bir öğrencinin dünyasında bu, çok daha derin bir kırılma noktasıdır. Öğrenciler günlerdir sınavlarına çalışıyor, aileler günlerce çocuklarını hazırlıyor ama hepsinin bu bekleyişi, grevin bir hedeftir. Kalbi heyecanla atan bir gencin sınavlarına hazırlanırken aldığı “ertelendi” haberi… İşte o an, sadece bir sınav iptal olmaz. Disiplin sarsılır, motivasyon düşer, güven zedelenir.

Çünkü gençler planla yaşar. Belirsizlik, bir öğrencinin kaldırabileceği en ağır yüklerden biridir. Ne zaman sınava gireceğini bilmeyen bir zihin, geleceğini de net kuramaz. Ve bu belirsizlik uzadıkça, sadece bir sınav değil, bir neslin inanc da bu ülkede yıpranıyor.

Aynı gün, bir hastane koridorunda bekleyen bir hasta düşünün. Belki haftalardır, belki aylarca o günü bekledi. Ağrılarla geçen gecelerin ardından “bugün bitecek” dedi. Belki ailesine umut verdi, belki kendi korkusunu bastırdı. Ve sonra tek bir cümleyle karşılaştı, “Ameliyat ertelendi.”

İşte burada zaman durmaz. Aksine ağırlaşır. Hastalık beklemez. Riskler büyür. Korku derinleşir. Bir ameliyatın ertelenmesi, çoğu zaman sadece bir gecikme değildir, bazı hayatlar için geri dönüşü olmayan bir sürecin başlangıcı olabilir. O gün yapılmayan bir operasyon, yarın çok daha ağır bir tabloya dönüşebilir. Bile bile ayağa sık ak değilde, nedir bunun adı?

Bu ülkede yaşanan sorunların bedelini yine en savunmasız olanlar ödüyor. Öğrenciler… Hastalar… Ne bu grevin tarafıdırlar, ne karar vericisi, ne de çözümün aktörleri. Ama sonuçlarına en ağır şekilde maruz kalan yine onlar oluyor.

Evet, grev bir haktır. Demokratik bir toplumda çalışanların sesini duyurabilmesi vazgeçilmezdir. Ancak bir ülkede grevler sürekli olarak eğitim ve sağlık gibi en hayati alanları kilitliyorsa, burada artık sadece bir hak arayışı değil, daha derin bir sistem sorunu vardır denektir. Bu, iletişimin tıkandığını, çözüm mekanizmalarının geç kaldığını ve en önemlisi önceliklerin yanlış belirlendiğini gösterir.

Çünkü benim , bizim bildiğimiz güçlü devlet, sadece krizleri yöneten değil, kriz anlarında en kırılgan kesimlerini koruyabilen devlettir. Eğitim ve sağlık, bir ülkenin lüksü değil, temelidir. Bu temeller sarsıldığında, üstüne ne inşa edilirse edilsin YIKILIR… Çünkü bekleyen sadece insanlar değil…
Bekleyen bir gelecek var.
Bekleyen bir hayat var.
Ve her geçen gün, o bekleyişin bedeli daha da ağırlaşıyor.

BU ÜLKE , GELECEĞİNİ VE İNSANINI AYNI ANDA ERTLEYEREK İLERLEYEMEZ…