Bir seçimi daha geride bıraktık...

Görünen köy kılavuz istemiyordu...

“CTP seçimi domine edecek” dedik;

Öyle oldu...

“CTP’nin 21 milletvekiliyle birinci parti çıkması kesin” dedik;

Birinci parti çıktı...

...

“UBP her hal ve karda ikinci partidir” dedik;

Öyle oldu...

“Sağ’ın önde olan partisi olarak kalacak” dedik;

Milletvekili sayısında ciddi bir düşüş yaşamasına karşın;

Büyük ölçüde teşkilat yapısının da etkisiyle;

Hala “Sağ”ın birinci partisi konumunda...

İktidar yıpranmışlığının ve partiyi allem gallem edenlerin yarattığı kaosun;

UBP’nin bu ölçüde gerilemesine sebep olduğu çok açık ve nettir.

...

Temsili demokrasilerde bir partinin arkasına jet motoru taksa da, geçmiş seçimden en fazla iki katı büyümeyle çıkabileceğini söylüyorduk;

Sonuçta tam da söylediğimiz gibi;

DPUG da ancak geçmiş seçime oranla en fazla iki katı büyüyebildi...

Noktalar virgüllerle iki katından bir-iki milim fazla büyüdüğü görünse de;

İki katı büyümeyi kayda değer bir şekilde aşamadı ve ikinci parti olmayı da başaramadı.

Yine “üçüncü parti” ve Sağ’ın da ikinci partisi olarak kaldı.

UBP’ye yaklaştı ama yakalayamadı.

“Birinci parti olma” iddiasının yanından bile geçemedi.

Birinci parti olan CTP’den %15’in üzerinde fark yedi.

Başkent Lefkoşa’daki son Belediye seçimlerinde aldığı oyu muhafaza edebildi ancak...

Bundan sonra da DPUG’un ancak “Saray” odaklı koalisyon pazarlıklarında “aktör” olması mümkün...

Ve “Saray” stratejilerinin içinde yer alması...

...

Seçim barajı dolaylarında bir çekişme yaşanabileceğine dikkat çekmiştim...

BKP son iki haftada gösterdiği performansı sandığa yansıtamayınca;

TDP oy oranını bir miktar artırmasına rağmen, üç milletvekilinde kaldı yine...

Beklediği çıkışı yapamadı yani...

Yine de son anda BKP’yi baraj altına itti ve son anda Meclise girmeyi başarabildi.

...

“Boykot”, “denize gidin”, “mutlaka karma oy kullanın” şeklinde;

İnsanları daha çok siyasete soğutmak ve ülkedeki siyaset şekillenmesinden uzak tutarak, apolitik bir hale getirmeye çalışanların kampanyaları neticesinde;

Seçime katılım oranı akşam saat 16.00 civarlarında %50’ler civarında seyretmesine rağmen;

Tam da o saatlerde “Kıbrıs Postası”na yaptığım bir açıklamada;

Saat 18.00’e kadar katılım oranının %70-72’ye ulaşacağını söylemiş ve şöyle demiştim:

“Yaz ayı olması nedeniyle şu saate kadar katılımın düşük olmasını normal görüyorum. Temmuz ayında ilk kez seçim görüyoruz. Bu yaşanan olay örgütlü veya organize bir boykot değildir. Yüzde 50'lik bir oy verme potansiyelindedisiplinli mühür vuran seçmenin partisi avantajlı durumdadır”...

Öyle de oldu, katılım %70-72 arasında gerçekleşti.

Ve ister %50’lerdeki bir katılımda, isterse %70’lerdeki bir katılımda olsun;

Oyunu disiplinli bir şekilde partisine mühür vurarak kullanan seçmenin partisi olan CTP de;

Seçimden zafer ve mutlak bir galibiyetle çıktı.

Hatta zaman zaman sayımlar sırasında “tek başına iktidarı” zorlama noktasına bile geldi.

Böylelikle “mühür ve tercih”, ya da sadece “mühür” olarak kullanılan oyun;

“Karma oya” oranla ne kadar nitelikli ve ağırlıklı bir oy verme biçimi olduğu;

Siyaseti nasıl şekillendirebildiği ve de ne kadar etkili olduğu da anlaşılmış oldu.

%70 çok yüksek bir katılım oranı değil ama AB’deki ortalama seçimlere katılım oranının üzerinde bir rakamdır.

Ve sandığa gitmeyen %30’luk seçmenin burada örgütlü, organize, siyasi bir boykotu değil;

Kişisel kırgınlık, dargınlık, küskünlük, siyasetten bunalmışlık ve Temmuz sıcağının da etkisiyle geliştirdiği bireysel bir tavırla sandığa gitmemesi söz konusudur.

Siyasi tavır koyan küçük bir kesim var ama Kıbrıslı Türk seçmenin %30 oranında sandığa gitmemesinin önde gelen sebebi örgütlü bir boykot hareketine katılmış olmaları değildir.

...

Gördüğünüz gibi seçim süreci ve seçimlerin sonuçlarına ilişkin genel değerlendirmelerimizde neredeyse hiç yanılmadık...

CTP’nin 21 çıkaracağını da tahmin ettik...

TDP’nin baraj üstünde olması halinde üç çıkaracağını da...

Sadece UBP-DPUG dengesinde 2 milletvekilinin hangi tarafta olacağına dair küçük bir yanılgımız oldu.

UBP’yi 16-17 tahmin etmiştim 14’e düştü...

DPUG’u da, 10-11 tahmin etmiştim 12’ye çıktı...

Lakin bunun da fazla önemi yok...

Çünkü UBP hala ikinci parti ve DPUG’un önünde;

DPUG da yine üçüncü parti...

Ahmet Kaşif ve ekibi ise, bu kez de DPUG çatısı altında UBP’deki İrsen Küçük yönetimini geçmeyi başaramadı.

Tabii mevcut UBP yönetimi de bundan sonra parti bünyesinde yeniden zor günler yaşayacağa benzemektedir.

...

Bu yazı gece geç saatlerde kaleme alınırken;

“Karma oy” oranı ile her partiden kazanan veya sürpriz şekilde kaybeden milletvekillerinin kimler olduğu henüz netleşmemişti.

Büyük bir merak konusu da buydu kamuoyunda...

Ancak bunu da beklemeye vaktimiz pek müsait olmayacağından;

21 milletvekiliyle seçimin galibi çıkan CTP’yi ve bütün aleyhte propagandalara karşın AB’deki ortalama seçime katılım oranlarının üzerine çıkarak sandığa gidip oy veren ve şimdilik iktidar düzeyinde kalsa da – önemli olan rejim değişikliğidir çünkü;

Bir değişime imza atan Kıbrıslı Türk seçmeni kutlarım...

“Seçimin galibi biziz” şeklindeki bazı hezeyanlara da bu noktadan sonra fazla aldırış etmemek gerekir.

Seçimin galibi net bir şekilde CTP’dir çünkü...

Gerisi lafügüzaftır...

...

Haa... Bu arada hangi parti başkanlarının bu sonuçlardan sonra istifa etmeleri gerektiği hususunda dün geceyarısından itibaren yoğun bir gündem oluşmaya başlamıştı.

Tabii ayrıca bu sonuçların ardından;

Nasıl bir koalisyonun kurulacağı konusunda da...

Bunları önümüzdeki günlerde yine tartışacağız...

Ama bir ipucu olarak şunu söylemeliyim ki;

Ankara hükümetinin Kıbrıs’ta siyasi bir çözüme ilişkin angajmanı aynen devam ettiği takdirde;

Burada ortaya çıkacak koalisyon modeli de;

Herkesin düşündüğünden biraz farklı olacaktır.

Hem Anayasayı değiştirme gücü bakımından...

Hem de gelmesi beklenen somut bir çözüm inisiyatifinin önünde engel oluşturmama bakımından bir koalisyon modeli...

Konuşacağız bunları...