Tülin Berova yazdı...

Son gelişmeler ışığında Kıbrıs meselesi, 2025 yılının sonunda müzakeresiz bir zeminde ilerlerken sahadaki gerçeklik iki devletli çözüm tezinin giderek daha belirgin hâle geldiğini göstermektedir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bu süreçte egemenliğini ve siyasi iradesini Türkiye ile tam uyum içinde koruyan bir çizgide hareket etmektedir. 2026 yılına girilirken bu dengenin daha hassas bir evreye ulaştığı açıkça görülmektedir.

Başbakan Ünal Üstel’in son dönemde verdiği mesajlar, Ankara ile tam eşgüdüm ve egemen eşitlik vurgusunun hükümet politikasının merkezinde yer aldığını ortaya koymaktadır. Karşı taraftan gelen askerî ve siyasi baskılara verdiği sert tepkiler, bu yaklaşımın sahadaki caydırıcılığını güçlendiren bir unsur olarak öne çıkmaktadır. Üstel, bu dili barışın değil tehdit siyasetinin dili olarak nitelendirerek zihniyet farkını net biçimde ortaya koymuştur.

Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın açıklamaları ise bu çerçeveyle tam olarak örtüşmeyen bir tablo çizmektedir. Yeni yıl mesajlarında daha çok iç huzur, çocuklar ve toplumsal diriliş vurgusunun öne çıkması, sahadaki askerî sertleşmeye karşı daha temkinli bir çizgi izlendiğini göstermektedir. Bu dil bazı kesimlerce toplumsal duyarlılık olarak görülse de, sürekli çocuk ve duygu merkezli bir söylem üzerinden siyasal sempati üretme arayışının, stratejik netliğin önüne geçtiği yönündeki eleştiriler giderek artmaktadır. Bu yaklaşım mevcut gerilim ortamında belirsizlik üretme riski taşımaktadır.

Cumhuriyetçi Türk Partisi içindeki dengeler bu tabloyu doğrudan etkilemektedir. Aralık 2025’te yaşanan yönetim değişimi sonrasında mevcut yönetim ve değişimden yana olan kadrolar, eski genel sekreter Erkut Şahali ve onun çizgisindeki isimlerle aralarına belirgin bir mesafe koymuştur. Parti kulislerinde, bu grubun olası bir erken ya da genel seçimde aday dahi yapılmayacağı yönündeki değerlendirmeler giderek daha güçlü biçimde dile getirilmektedir. Parti içinde Türkiye ile uyumu savunanların sayısı sınırlıdır.

Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu Yeorgios’un Noel genelgesindeki ifadeleri, karşı tarafın iki eşit halk fikrine ne kadar uzak olduğunu bir kez daha göstermiştir. Federasyon ve iki devletli çözümü reddeden bu yaklaşım, Kıbrıslı Türklerin siyasi varlığını dolaylı biçimde yok sayan bir zihniyeti yansıtmaktadır.

Ankara’nın duruşu ise nettir. Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler’in 31 Aralık 2025 tarihli mesajında vurguladığı üzere Türkiye, iki devletli çözüm temelinde Kıbrıslı Türklerin meşru haklarını desteklemeye devam edecektir. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un aynı gün yaptığı açıklamalar da bu çizginin 2026 yılında değişmeyeceğini teyit etmektedir.

Karşı taraftan gelen askerî imalar ve bölgesel bloklaşma arayışları sahadaki sertleşmenin kalıcı hâle geldiğini göstermektedir. Özellikle Mağusa çevresi ile Karpaz hattına yönelik örtülü mesajlar, bu gerilimin sadece söylem düzeyinde kalmadığını ortaya koymaktadır. Yeşil Hat çevresinde yaşanan gerginlikler de bu atmosferin sahaya yansıyan boyutudur.

Böyle bir ortamda Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin en büyük ihtiyacı iç siyasi istikrar ve dış politikada tutarlı bir duruştur. Üstel hükümetinin Ankara ile uyumlu çizgisi sahadaki dengeyi korurken, erken seçim tartışmaları bu dengeyi zayıflatabilecek bir risk olarak öne çıkmaktadır.

2026 yılı Doğu Akdeniz’deki enerji rekabeti ve bölgesel güvenlik dinamikleri nedeniyle Kıbrıs açısından daha kırılgan bir dönem olmaya adaydır. Devlet kurumlarının aynı eksende hareket etmesi ve belirsizlikten uzak bir siyasi iklimin korunması, Kuzey Kıbrıs’ın elini güçlendirecektir.

Tüm bu gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde ihtiyaç duyulanın sert söylemler değil, net ve kararlı bir irade olduğu anlaşılmaktadır. Kuzey Kıbrıs’ın geleceği, bu ince damarı ne ölçüde koruyabildiğiyle doğrudan bağlantılıdır.