Her yaz aynı manzarayı görüyoruz.
Gökyüzünü kaplayan siyah dumanlar, alevlerin önünde çaresizce bekleyen insanlar ve ardından gelen açıklamalar…
Peki hiç durup düşündük mü?
Kuzey Kıbrıs gerçekten yangınlara ne kadar hazır?
Bir felaket yaşandığında kahramanlık hikâyeleri yazmak kolaydır. Zor olan ise felaket yaşanmadan önce gerekli hazırlıkları yapmaktır. Çünkü yangınla mücadele, alevler yükseldiğinde değil, daha ilk kıvılcım ortaya çıkmadan başlar.
İklim değişikliği artık bir ihtimal değil, bir gerçekliktir ve bununla yüzleşeli çok oldu. Yazlar daha sıcak, toprak daha kuru, rüzgârlar daha sert esiyor. Böyle bir dönemde yangın riskinin arttığını bilmek için uzman olmaya gerek yok. Buna rağmen alınan önlemler yeterli mi?
Kaç bölgede etkin erken uyarı sistemi var?
Kaç noktada yangına ilk müdahale süresi kabul edilebilir seviyede?
Olası büyük bir orman yangınına karşı elimizde yeterli ekipman ve koordinasyon gücü bulunuyor mu?
Bu soruların cevabını vermeden “hazırız” demek, kendimizi kandırmaktan başka bir şey değildir.
Bir ağacı kesmek birkaç dakika sürer. Bir ormanı yakmak anlık olay. Ancak kaybedilen doğanın yeniden kazanılması onlarca yıl alır. Küller arasından sadece ağaçlar değil, kuşlar, canlılar ve geleceğe dair umutlar da yok olur.
Yangınlar sadece doğayı yakmaz; ihmalleri, eksiklikleri ve yıllardır ertelenen sorunları da gün yüzüne çıkarır.
Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey, yangın çıktıktan sonra suçlu aramak değil, yangın çıkmadan önce sorumluluk almaktır. Çünkü gerçek başarı, söndürülen yangınların sayısında değil, hiç çıkmayan yangınların sayısında gizlidir. Belki de artık şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir.
Bir sonraki büyük yangını beklemek yerine, onu önlemek için ne yapıyoruz?
Çünkü doğa ikinci bir şans vermiyor…
KARAKUŞ