Karakuş Öz yazdı…
Bazı sözler vardır, söylendiği an sadece bir cümle olmaktan çıkar, bir niyetin, bir bakış açısının ve hatta bir hesaplaşmanın işareti haline gelir. “Paskalya’yı KKTC’de kutlayacağız” şeklindeki açıklama da tam olarak böylesi bir anlam taşımaktadır. Bu ifade, yüzeyde bir bayram vurgusu gibi görünse de, derininde sınırları yoklayan, hassasiyetleri ölçen ve karşı tarafın iradesini tartan bir yaklaşım barındırmaktadır. Herhalde bir ben böyle düşünmüyorumdur.
Kıbrıs, tarih boyunca sadece bir ada olmadı. Bu topraklar, farklı kimliklerin, acıların ve mücadelelerin iç içe geçtiği bir coğrafya oldu. Her karışı, yaşanmışlıklarla yoğruldu, her dönemi, bir iz bıraktı. Bu yüzden Kıbrıs meselesine dair söylenen her söz, sıradan bir siyasi ifade değil, geçmişe dokunan bir çağrıdır aynı zamanda. Bu gerçeklik göz ardı edilerek yapılan açıklamalar ise, ister istemez yeni gerilimlerin kapısını aralar.
NEYİN PEŞİNDESİNİZ???
Paskalya, inanç dünyasında barışın, dirilişin ve umudun sembolüdür öyle değil mi? Ancak böylesine kutsal bir anlamın, siyasi bir mesajın taşıyıcısı haline getirilmesi, o değerin özüne de gölge düşürdü. Çünkü inanç üzerinden verilen mesajlar, eğer samimiyetten uzaksa, karşı tarafta bir huzur değil, bir sorgulama yaratır. Ve bu sorgulama, çoğu zaman sessiz bir gerilim olarak büyür. Şimdilik sessiziz…
Kıbrıs Türk halkı, tarihsel hafızası güçlü bir toplumdur. Geçmişte yaşananları unutarak değil, onlardan ders çıkararak bugünlere gelmiştir. Bu nedenle yapılan her açıklama, yalnızca bugünün şartlarında değil, o hafızanın süzgecinden geçerek değerlendirilir. Ve bu değerlendirme, çoğu zaman dışarıdan görüldüğünden daha derin ve daha ciddidir. Anladın mı Rum ordusu şeysiii…
Barıştan yana olmak, her şeye göz yummak değildir. Sükûnet, edilgenlik anlamına gelmez be güney komşu. Aksine, bir dengeyi koruma çabasıdır. Ancak bu denge, tek taraflı zorlandığında, doğal olarak yerini daha net bir duruşa bırakır. Bu, bir tercih değil, şartların doğurduğu kaçınılmaz bir sonuçtur.
Rum tarafına düşen sorumluluk, kullanılan dili yeniden gözden geçirmek ve bu tür açıklamaların yaratacağı etkileri hesaba katmaktır. Çünkü Kıbrıs gibi hassas bir coğrafyada, atılan her adımın ve kurulan her cümlenin bir karşılığı vardır. Bu karşılık bazen diplomatik olur, bazen toplumsal, bazen de çok daha derin bir şekilde hissedilir. Uğraştırmayın bizi bak yaz geliyor.
Unutulmamalıdır ki Kıbrıs Türk halkı, tarih boyunca neyle karşı karşıya kaldığını görmüş ve buna göre duruşunu belirlemiştir. Bugün de aynı bilinç, aynı dikkat ve aynı kararlılık devam etmektedir. Bu kararlılık, yüksek sesle ifade edilmek zorunda değildir, varlığı zaten hissedilir.
Sonuç olarak, kelimelerin gücü küçümsenmemelidir. Özellikle bu coğrafyada, sözler sadece söylenmez , iz bırakır, yön çizer ve bazen de kaderi etkiler. Bu yüzden herkesin, attığı adımı ve kurduğu cümleyi iki kez düşünmesi gerekir.
Çünkü bazı sınırlar vardır be gardaş görünmezdir ama nettir. Ve o sınırlar aşıldığında, sessizlik yerini bambaşka bir dile bırakır.
BAK BİRBİRİMİZE GEÇİP GİDİYORUZ.
HER ŞEY YOLUNDA.
TÜRKÜN SABRININ ZORLAMAK
ACI BEDELLERE MAL OLUR.