Tülin Berova yazdı…

UBP’nin son dönemde verdiği mesajlar, yalnızca bir seçim hazırlığının değil, aynı zamanda güçlü bir siyasi yürüyüşün de işareti olarak okunuyor. Başbakan Ünal Üstel’in “UBP seçimlerde yine birinci parti olacak” çıkışı aslında sahadaki tabloya dair önemli bir özgüvenin yansımasıdır. Altyapı yatırımları, doğal gaz projeleri, liman çalışmaları ve Türkiye ile sürdürülen güçlü ilişkiler üzerinden verilen mesajlar, UBP’nin önümüzdeki sürece iddialı hazırlandığını gösteriyor. Bunun yanında parti tüzüğünde yapılacak değişiklikler için alınan karar da kurumsal yapıyı daha güçlü hale getirme hedefinin bir parçası olarak değerlendiriliyor.

Tam da böylesi bir dönemde seçim takvimi üzerinden başlayan tartışmalar dikkat çekiyor. Özellikle yerel seçimlerle genel seçimlerin aynı gün yapılıp yapılmayacağı konusu, teknik boyuttan çok siyasi hesapların gölgesinde konuşuluyor. Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın yaptığı açıklamalar da bu tartışmayı daha görünür hale getirdi. Erhürman, iki seçimin aynı gün yapılmasının Yüksek Seçim Kurulu üzerinde ağır yük oluşturacağını, seçmen tercihlerini etkileyebileceğini ve sonuçların gecikebileceğini savundu. Ancak KKTC’nin siyasi geçmişine bakıldığında bu değerlendirmelerin çok da güçlü bir zemine oturmadığı görülüyor.

Çünkü bu ülkede yerel seçimlerle milletvekilliği seçimleri daha önce aynı gün gerçekleştirildi. 20 Şubat 2005’te erken genel seçimle birlikte yerel kuruluş organları ara seçimleri yapıldı. 27 Haziran 2010’da ise Gazimağusa milletvekilliği ara seçimi ile yerel seçimler eş zamanlı gerçekleştirildi. Ne demokrasi zarar gördü ne de sistem tıkandı. Sandık kuruldu, oy kullanıldı ve sonuçlar açıklandı. Bugün sanki ilk kez yaşanacak olağanüstü bir durum varmış gibi oluşturulan hava gerçeği tam olarak yansıtmıyor.

Bugünkü tabloya bakıldığında ise yerel seçimlerin Aralık 2026’da yapılması gerekirken genel seçimlerin de 2027 başında planlandığı görülüyor. Erken seçim ihtimalinin gündeme gelmesiyle birlikte iki seçimin yakın tarihlere hatta aynı güne denk gelme ihtimali ortaya çıktı. İşte tartışmanın büyümesi de tam burada başladı.

Aslında meseleye siyasi açıdan ve CTP açısından bakıldığında rahatsızlığın neden kaynaklandığını anlamak zor değil. Yerel seçimler ayrı tarihte yapılırsa belediye başkanları ve yerel kadrolar önce kendi bölgelerinde yoğun kampanya yürütecek, ardından oluşması muhtemel siyasi motivasyonu genel seçime taşıyacağı düşüncesi vardır. Aynı gün yapılacak seçimlerde ise bu kadroların enerjisi ikiye bölünecek. Bu nedenle Erhürman’ın yaptığı açıklamaların kamuoyunda teknik kaygılardan çok siyasi denge hesabıyla bağlantılı olduğu yönünde değerlendirildiği görülüyor.

Üstelik vatandaş açısından düşünüldüğünde aynı gün seçim yapılmasının ciddi kolaylıkları bulunuyor. İnsanlar tek gün sandığa giderek hem yerel hem genel tercihini ortaya koyacak. Uzun süren propaganda dönemleri, sürekli seçim yasakları ve aylarca devam eden siyasi gerilim sona erecek. Özellikle çalışan kesim ve yaşlı seçmen için bu önemli bir rahatlık anlamına geliyor.

Yüksek Seçim Kurulu’nun böylesi bir süreci yönetemeyeceğini söylemek de gerçekçi görünmüyor. 2005 ve 2010 örnekleri ortada dururken bugün teknolojik altyapının daha güçlü olduğu da açık. Gerekli organizasyon yapıldığı sürece ayrı pusulalarla ve kontrollü sayım sistemiyle bu süreç rahatlıkla yürütülebilir.

Bugün mesele seçimlerin aynı gün yapılıp yapılmayacağı değil, ülkenin hangi anlayışla yönetileceğidir. UBP hizmet, yatırım ve istikrar siyasetiyle yoluna devam ederken, muhalefetin teknik tartışmalar üzerinden siyasi hesaplar yaptığı yönündeki değerlendirmeler dikkat çekiyor. Sandık günü geldiğinde ise vatandaşın önüne yine hizmet üretenlerle polemik siyaseti yapanlar çıkacaktır.