Tülin Berova yazdı...
Kıbrıs meselesi günlük siyasetin dar sınırlarına hapsedilebilecek bir konu değildir. Bu mesele, belirsiz ifadelerle geçiştirilecek, kişisel yaklaşımlarla yönlendirilecek ya da geçici siyasi hesaplara emanet edilemez. Kıbrıs, devlet aklıyla ele alınması gereken stratejik bir davadır. Bu davada belirsizlik bir tercih değil, doğrudan siyasi itibar kaybıdır.
Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu’nun yaptığı açıklamaların özü de bu noktada toplanmaktadır. Kullanılan dil polemik üretmekten uzaktır, eleştiriler siyasi zeminde tutulmuştur. İzlenen politikanın Kıbrıs Türk halkının çıkarlarıyla örtüşmediğine dair yapılan değerlendirme, şahıslara değil devlet politikalarına yöneliktir. Tartışmanın doğru adresi de burasıdır.
Kıbrıs meselesi müzakere yapılıyor mu yapılmıyor mu tartışmasına indirgenemez. Ortada fiilen yürüyen bir müzakere süreci bulunmamaktadır. Asıl mesele, gündeme gelmesi muhtemel bir sürecin hangi statü temelinde kurgulanacağıdır. Rum tarafı uluslararası alanda Kıbrıs Cumhuriyeti sıfatıyla hareket etmeyi sürdürürken, Türk tarafının toplum konumuna sıkıştırıldığı bir zeminde eşitlikten söz edilemez.
Ambargoların ve izolasyonların sürdüğü, Türk tarafının fiilen yok sayıldığı bir tabloda masada kalmayı tek başına kazanım olarak sunmak gerçekçi değildir. Masadan kaçılmaz söylemi tekrarlanırken, nasıl bir masadan söz edildiği açıkça ortaya konulmalıdır. Statüsü net olmayan, tarafları eşit olmayan bir düzene yüklenen anlam inandırıcılığını yitirmektedir.
Mesele masaya oturmak değil, masada neyin ve kimin temsil edildiğidir. Toplum ile devlet arasındaki fark bu noktada belirleyicidir. Bu ayrım görmezden gelindiğinde, süreç adı altında yürütülen her girişim Kıbrıs Türk tarafını daha da zayıf bir konuma iter.
Egemen eşitlik kavramı bu çerçevenin merkezindedir. Egemen eşitlik iki ayrı egemen devleti ifade eder. Eşit egemenlik ise tek devletli bir yapıyı çağrıştırır. Bu kavramlar birbirinin yerine kullanılamaz. Kavramsal kaymalar siyasi sonuçlar doğurur. KKTC Meclisi’nde edilen yemin, bu devleti koruma ve yaşatma sorumluluğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Bu nedenle Dışişleri Bakanı’nın yemin vurgusu kişisel bir çıkış değil, devlet ciddiyetini hatırlatan siyasi bir uyarıdır. Kıbrıs meselesi kişiler üzerinden değil, devletin kurumsal duruşu ve geleceği üzerinden ele alınmalıdır. Ulusal dava anlayışı bunu gerektirir.
Cumhurbaşkanı Sayın Tufan Erhürman’ın konumuna ilişkin temel bir gerçek de göz ardı edilmemelidir. Kendisi bir toplum lideri olarak değil, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı olarak seçilmiştir. Bu makam, bireysel siyasi tercihlerden ziyade devletin resmî tezlerini temsil etme sorumluluğu taşır. Özellikle Kıbrıs gibi dış politika boyutu ağır basan bir konuda, Cumhurbaşkanlığı makamının KKTC Dışişleri Bakanlığı ile istişare içinde hareket etmesi bir tercih değil, devlet sorumluluğudur.
Türkiye’nin Kıbrıs konusundaki politikası nettir. İki egemen eşit devlet ve eşit uluslararası statü yaklaşımı, Ankara’nın uzun süredir kararlılıkla savunduğu resmî çizgidir. Türkiye, Kıbrıs Türk halkının hak ve çıkarlarını geçici siyasi denklemlere feda etmez. KKTC’nin de bu çizgiyle uyumlu, tutarlı ve net bir duruş sergilemesi stratejik bir zorunluluktur.
Bugün adanın kuzeyinde bir devlet gerçeği vardır. Bu devlet kurumlarıyla, halkıyla ve siyasi iradesiyle varlığını sürdürmektedir. Çözüm, bu gerçeği yok saymakta değil, esas almakta aranmalıdır. İki egemen eşit komşu devlet yaklaşımı, sahadaki fiilî durumu temel alan gerçekçi bir değerlendirmedir.
Ulusal davalarda belirsizliğin adı nezaket olamaz. Kıbrıs Türk halkının egemenliği ve devlet varlığı tartışmaya açılmaz. Devlet duruşu nettir ve net kalmak zorundadır.