Geçtiğimiz hafta içerisinde iki ayrı televizyon programına katıldım ve yağmurların Lefkoşa’yı felç etmesinden UBP kurultayından dolayı yapılan skandal boyutundaki olaylara, Türkiye-Suriye krizinden AB’ye, hatta iç gündemdeki hareketlilikten dolayı bugünlerde unutulan Kıbrıs konusuna kadar her önemli konuyu tartışmak ve görüş bildirmek fırsatım oldu.

Özellikle “Toparlanıyoruz” hareketi lideri Kudret Özersay ve Eski Başbakan Hakkı Atun’la birlikte katıldığımDilek Kırıcı’nın “Açık Oturum” programında seyircilerden gelen soruları da duşündüğümde aklıma devamlı bir süre önce yazdığım “Zaman ayağa kalkma zamanıdır” başlıklı yazım geldi. O yazımda sunduğum fikirlerim hemen her konuda duşüncelerime temel teşkil ederler. Gündemimizde olan her konuyu da o yazımda belirttiğim görüşle analiz etmem mümkün. Bundan dolayı o yazımın bir bölümünü sizlerle tekrar paylaşarak gündemimizi değerlendirmek istiyorum. İşte yazımın o bölümü:

Her halk hakettiği yönetime kavuşur derler. Bu sözle hemfikir olmamak elde değil. Gayet açık bir şekilde dünyanın neresinde olursanız olun, şu anki yönetiliş beğenilmiyorsa güç her zaman halkın elindedir diyor. Sorun genelde şu ki bazı halklar bunun farkında olmadıkları için kötü yönetilmenin kaderleri olduğuna inanırlar ve bir türlü kabuklarını kıramazlar. Ya da sistemi ülkenin değil kendi çıkarları için kullanmayı yaşam biçimi edinen kesimler halkın böyle düşünmesini ve bir şekilde hiç uyanmamasını sağlar.

Zaman artık sadece bir kesimin çıkarlarını gözetme zamanı değildir. Bu Hükümet ve muhalefet için geçerli olduğu kadar sendikalar ve genel halk için de geçerlidir. KKTC’de huzur ve istikrar istiyorsak bu amaç için özveriyle çalışmaktan başka yol yoktur ve olamaz. İnsanlarımız maaşsız kalmamalı, devletimiz de kaldıramayacağı yükten bir şekilde kurtarılmalı.

Ancak devamlı geçmişi suçlayarak bunu başaramayız. Liderlik koltuklarında oturanlar birleştirici olmalı ama geriye kalanlar da artık ülkenin çıkarını kendi kişisel çıkarlardan önde görmeye başlamalıdır. Zaten ülke genelinde olacak iyi gelişmeler her zaman kişi bazında da güzelliklere kapı açacaktır.

Kısaca eğlenceden eğlenceye koştuğumuz tatil bitmiş eve dönüp her tarafa bir çeki düzen vermek zamanı gelmiştir. Daha önce de yazıp vurguladığım gibi ben Kıbrıs Türk halkının içteki sorunlarımızı aşacak kadroları çıkaracak kapasiteye sahip olduğuna gönülden inanıyorum. Her sorunda da Kıbrıs sorunundaki “çözümsüzlüğü” veya Anayasayı suçlamayı ve Anayasa’nın değiştiği takdirde herşeyin güllük gülistanlık olacağını söyleyenlere de katılmıyorum.

Seçim sisteminde değişikliğe gideceksek gelin tartışalım, ülke bünyemize uygun değişiklikler yapalım. Örneğin milletvekillerinin ülke genelinden seçilmesi bence en nitelikli insanların Cumhuriyet Meclisine girmesini sağlayacaktır.

Başkanlık sistemine geçelim diyorsanız gelin onu da tartışalım. ABD’de olan sistemin (Yönetim-Yasama-Yargı’da kesin ayırım ve güç dengeleri ile kişisel özgürlüklerin önceliği üzerine kurulmuştur) neden tıkır tıkır işlediğini inceleyelim ve uygulayacaksak ancak böyle bir sistemin işlevsel artısı olabileceğini hep beraber görelim. Başkanlık sistemi ile başlayıp diktatörlüğe giden yolun da ABD’deki sistemle nasıl engellendiğini detaylayalım.

Bunlar mutlaka tartışılması gereken konular ancak değişmeyen çok önemli bir unsur vardır ki o da “halk”tır. Sistemleri istediğiniz kadar kurun veya değiştirin. O sistemi işlevsel kılan halktır ve halkın sistemin adaletine olan inancıdır. Halk yine seçtikten sonra kabul etmeyeceği kadrolara oy verirse o zaman yine çekecektir. Bunun içindir ki devamlı halkımızın da inancının geri getirilmesini ve umut olduğu gerçeğinin devamli vurgulanmasından yanayım. Umudun olmadığı yerde ne vizyon olur ne de geleceğe dönük planlama...

Kıbrıs Türk halkı olarak artık uyanıp ayağa kalkma zamanıdır!