Tülin Berova yazdı...

Ankara’da 7 ve 8 Temmuz 2026 tarihlerinde düzenlenen NATO Zirvesi, yalnızca askerî ve siyasi kararların konuşulduğu bir toplantı değildir. Zirve, Türkiye’nin diplomatik ağırlığını, savunma sanayisindeki ilerleyişini ve kültürel birikimini dünyaya gösterdiği önemli bir platform olmuştur.

Sonuç bildirgesinde savunma yatırımları, caydırıcılık, savunma sanayisinin güçlendirilmesi, yeni teknolojiler ve Ukrayna’ya destek başlıkları öne çıkmıştır. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın müttefikler arasındaki savunma sanayisi kısıtlamalarının kaldırılması yönündeki kararlı tutumu da Türkiye’nin ittifak içindeki güçlü konumunu ortaya koymuştur.

Türkiye, NATO’nun sıradan bir üyesi değildir. İttifakın en büyük ordularından birine sahip olan, sahada tecrübe kazanmış ve kendi savunma imkânlarını geliştirmiş bir ülkedir. Bu nedenle Ankara Zirvesi, Türkiye’nin yalnızca ev sahipliği yaptığı bir toplantı değil, karar masasında ağırlığını hissettirdiği güçlü bir siyasi fotoğraftır.

Zirvenin dikkat çeken yönlerinden biri de Türk mutfağı olmuştur. Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde liderler ve eşleri onuruna verilen yemekte Anadolu’nun farklı bölgelerini temsil eden lezzetlerin sunulması, sofrayı kültürel tanıtımın bir parçasına dönüştürmüştür. Yerel ürünler, geleneksel tarifler ve çağdaş sunum anlayışı, Türkiye’nin üretim gücünü ve kültürel hafızasını aynı masada buluşturmuştur.

Bu noktada Sayın Emine Erdoğan’ın Türk mutfağının tanıtılması, yerel ürünlerin korunması ve geleneksel değerlerin dünyaya anlatılması yönündeki uzun soluklu çalışmalarının etkisi de görülmektedir. Cumhurbaşkanı Erdoğan ile birlikte liderleri ve eşlerini ağırlaması, Türkiye’nin misafirperverliğini yalnızca protokol düzeyinde bırakmamış, güçlü bir kültürel mesaja dönüştürmüştür. Sayın Emine Erdoğan’ın öncülük ettiği bu yaklaşım, Türk mutfağının uluslararası alanda daha görünür hâle gelmesine ve Türkiye’nin kültürel değerlerinin daha geniş çevrelere ulaşmasına katkı sağlamıştır.

Bazı liderlerin Türk mutfağına ilgi göstermesi ve kimi lezzetlerin tariflerini istemesi, bu tanıtımın etkisini göstermiştir. Bir ülkenin gücü yalnızca askerî kapasitesiyle ve diplomatik belgeleriyle ölçülmez. Bu güç, kültürünü dünyaya anlatma becerisinde ve misafirini ağırlama biçiminde de kendisini gösterir.

Zirvede KKTC’nin ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin yer almaması da dikkat çekmiştir. NATO protokolü öncelikle üye ülkeleri ve belirlenen ortakları kapsamaktadır. Güney Kıbrıs NATO üyesi değildir. KKTC ise Türkiye dışında uluslararası tanınma mücadelesini sürdürmektedir. Bu nedenle KKTC’nin davet edilmemesi, Kıbrıs Türk halkının haklı davasını ve egemen eşitlik temelindeki mücadelesini azaltmaz.

Güney Kıbrıs’ın Avrupa Birliği üyesi olmasına rağmen NATO masasında otomatik bir yer elde edememesi de önemlidir. Bu durum, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki stratejik ağırlığını ve NATO içindeki vazgeçilmez konumunu bir kez daha ortaya koymaktadır.

Ankara Zirvesi, Türkiye güçlendikçe KKTC’nin sesinin de daha sağlam bir zeminde duyulacağını hatırlatmıştır. Masada güvenlik ve savunma hedefleri konuşulmuş, sofrada ise Türkiye’nin kültürü, emeği ve misafirperverliği anlatılmıştır.

Bazen bir zirvenin en güçlü mesajı sonuç bildirgesinde, bazen de hafızalarda kalan sofrada yer alır. Ankara, bu zirvede ikisini de başarmıştır.